İCRA VE İFLAS HUKUKUNDA ŞİKAYET PROSEDÜRÜ

Şikayet, icra ve iflas organlarının donatıldığı yetkileri kullanması sonucunda meydana gelebilecek hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan kendine özgü (sui generis) bir hukuki çare olarak tanımlanmaktadır1. Müessesenin yapısı gereği münhasıran takip hukuku kurallarına aykırı haller şikayete gerekçe oluşturabileceğinden maddi hukuka ilişkin uyuşmazlıklar genel mahkemeler yoluyla çözülecektir. Burada, yalnızca hukuka aykırı karar ve muameleler yönünden değil, yapılması gereken işlemlerin gereği gibi yapılmaması ya da hiç yapılmaması ile sürüncemede bırakılması halleri de şikayete konu edilebilmektedir.  

Başvuru hakkı, öncelikle icra takibinin taraflarına tanınmış olmakla birlikte, somut olayda, hukuki yararı bulunan takip dışı kimselerin de bu yola müracaat etmelerinde bir engel bulunmamaktadır2. Örneğin, takibin tarafı olmayan rehin hakkı sahibi diğer alacaklılar, haczedilmezlik şikayeti çerçevesinde borçlunun aile üyeleri ya da külli halefler gibi üçüncü kişilerin menfaat ihlali gerekçesiyle şikayet isteminde bulunmaları mümkündür. Buna karşın mirasçıların, meskeniyet şikayeti gibi şahsa sıkı sıkıya bağlı haklara ilişkin muamelelerde şikayet hakkının bulunmadığı gözetilmelidir3. Nitekim Yargıtay, borçlunun şikayette bulunan eşinin, ihaleye konu taşınmaz üzerinde aile konutu şerhi bulunduğu ve taşınmaz üzerinde tesis edilen ipoteğe muvafakati bulunmadığından bahisle ihalenin feshi isteminde bulunduğu uyuşmazlıkta, borçlunun eşinin İcra ve İflas Kanunu’nun 134/2. maddesi uyarınca “ilgili” şahıslardan sayılacağını belirtmiştir4. Ayrıca şikayet prosedürünün işletilmesinde şikayet edenin zarar görmesi şart koşulmadığı gibi muameleyi gerçekleştiren icra teşekkülünün de kusurlu olup olmaması bir önemi haiz değildir.

İcra ve İflas Kanunu’nun 4. maddesi ile takip hangi icra dairesinden başlamış ise bu takiple ilgili itiraz ve şikayetlerin takibin yapıldığı yer icra müdürlüğünün bağlı olduğu icra mahkemesinde çözümleneceği öngörülmüştür. Bu husus, kamu düzenine ilişkin kesin yetki kuralı niteliğinde kabul edilmekle, kanunî koşulların oluşması halinde, İİK’nın 79 ve 360. maddeleri yetki ile ilgili istisnaları düzenlemektedir. Anılan yasal düzenlemelere göre, şayet haczolunacak mallar başka yerde ise talimatla (istinabe yolu ile) malların bulunduğu yer icra müdürlüğünce yapılan hacizle ilgili şikayetlerde haczi yapan icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesince incelenecektir5. Ek olarak, iflâs idaresinin, iflâs bürosunun, birinci ve ikinci alacaklılar toplantısının, konkordato söz konusu olduğunda kayyımın, konkordato komiserinin, malvarlığının terki suretiyle konkordatoda tasfiye memurlarının ve alacaklılar kurulunun muamele ve kararlarına ilişkin şikayetleri inceleme merci ise asliye ticaret mahkemeleridir6.

İfade edilmelidir ki, icra ve iflas organlarının icrai/yürütülebilir olmayan işlemlerine karşı şikayet prosedürünün işletilmesi mümkün değildir. Bu çerçevede, alacaklının ya da borçlunun hukuki durumunda aleyhe bir değişiklik yaratmayan, icra ve iflas organlarının iç işleyişine ya da teşekkülüne yönelik kararların şikayet konusu edilmesi mümkün değildir. Örneğin, Kanun’un 3. maddesi kapsamında, icra ve iflas dairelerinin birleştirilmesine yönelik karara karşı, alacaklı ya da borçlu yönünden icrai bir işlem olarak görülemeyeceğinden, şikayet yoluna başvurulamayacaktır7.

Şikayet ve şartlar:
Madde 16 – Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır.
Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir.

Şikayet üzerine yapılacak muameleler:
Madde 17 – Şikayet icra mahkemesince, kabul edilirse şikayet olunan muamele ya bozulur, yahut düzeltilir.
Memurun sebepsiz yapmadığı veya geciktirdiği işlerin icrası emrolunur.

Şikayet Nedenleri

İşlemin Kanuna Aykırı Olması

Genel şikayet sebebi olarak da isimlendirilen muamelenin kanuna aykırı olması halinden anlaşılması gereken, kanun hükmünün yanlış uygulanması ya da hiç uygulanmamasıdır8. Hükmün lafzında geçen “kanun” ibaresi, başta 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu gelmek üzere ilintili sair kanunlar, yönetmelikler ve tebliğleri de kapsamaktadır. Örneğin, borçlunun maaşının haczinde Kanun tarafından öngörülen asgari sınır olan dörtte birinden daha azının haczedilmesi, ödeme emrinin takip talebine uygun hazırlanmaması, tebliğ işlemlerinin Tebligat Kanunu hükümlerine uygun yapılmaması gibi haller kanun açık lafzına aykırı olduğundan, icra mahkemesi nezdinde şikayet konusu edilebilecektir (m. 83)9. İfade edilmelidir ki, muamelenin kanuna aykırılığı nedeniyle şikayet yoluna müracaat edilmesi için işlemi yapan icra ve iflas teşekkülünün kusurlu olması aranmadığı gibi işlem neticesinde bir zararın oluşması da beklenmemektedir10.

İşlemin Olaya Uygun Olmaması

İcra daireleri, doğrudanlık ilkesinin bir sonucu olarak, kanunda sayılan istisnai haller ayrık tutulmak koşuluyla, kendi yargı çevrelerindeki iş ve işlemlerini başka bir makam ya da mercinin müdahalesine gerek duymaksızın yapabilmek ve yaptığı muameleden dolayı her daire ve makam ile doğrudan doğruya muhabere edebilmek yetkisini haizdir. Borçların cebren yerine getirilmesi çerçevesinde zor kullanma yetkisi de olan ve yetkileri kanunla belirlenen icra dairelerinin sorumlu amiri durumundaki icra müdürleri, icra işlerinde birinci derecede görevlidir ve yaptıkları işlemlerin bazılarında hiçbir takdir yetkisi yokken, bazı işlemlerinde ise takdir yetkisi tanınmıştır. Takdir yetkisi tanınan hâllerde yetkisini kullanırken, ilgililerin menfaatini en iyi şekilde gözetmek zorundadır. Ayrıca kanunların, tüzüklerin ve yönetmeliklerin kendisine verdiği görevleri yapıp yapmama konusunda serbestiye sahip olmayıp kendisine intikal eden her talep hakkında olumlu veya olumsuz bir işlemde bulunmak, karar vermek zorundadır11. Kanun’da dağınık halde sayılan görevlerin ifası sırasında takdir yetkisinin kullanılması mümkün olduğundan söz konusu yetkinin kullanılmasından kaynaklanan hukuka aykırılıkların giderilmesinde işlemin hadiseye uygun olmamasına dayanılmalıdır. Buna göre, icra organının mevzuat tarafından kendisine tanınan takdir yetkisini kanunun amacına uygun biçimde ve çizdiği sınırlar dahilinde kullanmadığı ya da somut olay özelinde taraflar arasındaki menfaat dengesini yeterince ya da hiç gözetmediği hallerde işlemin olaya uygun olmadığı gerekçe gösterilerek şikayet yoluna müracaat edilebilecektir12.

Örneğin, taşınır tesliminde malın değerinin ilamda yazılı olmaması veya ihtilaf bulunması halinde icra memurunun malın değerini haczin yapıldığı tarihteki rayice göre takdir edeceği yönündeki kural kapsamında, takdir edilen bedelin, rayice uygun olmaması halinde şikayet yoluna gidilmesi söz konusu olabilecektir (m. 24).

Hakkın Yerine Getirilmemesi

İcra organın yetkisi ve görevi kapsamındaki iş ya da işlemi yapmayı reddetmesi halinde hakkın yerine getirilmediği gerekçe gösterilerek şikayet edilmesi mümkündür13.

Hakkın Sürüncemede Bırakılması

Hakkın sürüncemede bırakılması halinde, hakkın yerine getirilmemesi halinden farklı olarak, icra memuru görevi ve yetkisi kapsamındaki iş ya da işlemi yapmayı açıkça reddetmemekle birlikte makul ve haklı bir gerekçe sunmaksızın söz konusu iş/işlem için Kanun’da öngörülen ya da makul kabul edilecek zaman dilimi içerisinde ifa etmemekte, hakkın yerine getirilmesini örtülü biçimde reddederek geciktirmektedir.

Gerçekten, genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi kapsamında borçlunun adresinde yapılan haciz işlemi sırasında adreste hazır olan 3. kişinin haciz işlemi yapılan adresin X A.Ş.’ne ait olduğunu ve kendisinin mali müşavir olduğunu beyan ederek vergi levhası ve ticaret sicil gazetesi sunduğu, alacaklı vekilinin haciz ve muhafaza talep ettiği, icra memurunun ibraz edilen belgelere göre haciz mahallinin borçlu ile ilgisinin olmadığı gerekçesiyle haciz işlemi yapmadığı olayda Yargıtay, haciz yapılmasına ilişkin alacaklı vekilinin isteminin yerine getirilmesi konusunda icra memurunun bir takdir yetkisi bulunmadığını, icra memurunun takdir yetkisinin İİK’nın 82. maddesi kapsamında malın haczi kabil olup olmadığı ile sınırlı olduğu, bu haliyle de icra memurunun haczi istenen menkullerin üçüncü kişiye ait olduğu gerekçesiyle haciz talebini reddetme yetkisi bulunmadığı ifade edilmiştir. Bu itibarla, icra memurunun yetkisini aşarak haciz işlemi yapmaması halinin, hakkın sebepsiz yere sürüncemede bırakılmasına yol açtığı gözetilerek süresiz şikayete tabi olduğunun altı çizilmiştir14.

Şikayet Süresi

Şikayet hakkı, kural olarak, söz konusu şikayete yol açan iş ve işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde kullanılmalıdır. Hükümde geçen “öğrenme” ibaresinden ne anlaşılacağı doktrinde tartışma konusu olmuştur. Genel kabul, muamelenin ilgili tarafa tebliğ edilmesi halinde tebliğ tarihinden itibaren başlayacağı, tebliğ edilmemesi halinde ise şikayet edenin öğrenme tarihi olarak beyan ettiği günün dikkate alınacağı yönündedir. İcra ve İflas Kanunu’nun “İhalenin neticesi ve feshi” başlıklı 134/2. maddesinde olduğu gibi bazı özellikli durumlarda ise şikâyet süresinin başladığı tarih kanunda açıkça düzenlenmiştir15. Emredici ve hak düşürücü nitelikte olan şikayet süresine ilişkin inceleme, yetkili icra mahkemesince re’sen yapılacak ve süresinden sonra yapıldığı anlaşılırsa işlem artık kesinlenmiş olduğundan şikayetin usulden reddine karar verilecektir.

Genel kurala istisna olarak iki husus öngörülmüştür. Buna göre, şikayet konusu edilen muamele bir hakkın yerine getirilmemesi ya da haklı bir sebep olmaksızın sürüncemede bırakılması ise süregelen vasıfta bir hukuka aykırılık söz konusu olduğundan ilgililer her zaman şikayet yoluna gidebilecektir. Bunun yanında, mehaz İsviçre Kanunu’nda kamu düzenine aykırı işlemlerin süresiz olarak şikâyet yoluna tabi olduğu düzenlenmekle kamu menfaatine ve takibe taraf olmayan üçüncü kişilerin menfaatine aykırı işlemler geçersizlik yaptırımıyla karşılaşacak (LP Art. 22/al.I), işlemin hükümsüzlüğünü tespit eden icra mahkemesi bu hususu talebe gerek olmaksızın re’sen dikkate alacaktır (LP Art. 22/al.I)16. Görüldüğü üzere, mehaz Kanun’da kamu düzenine aykırı icra işlemlerinin özel bir kategori olarak düzenlenmesi yoluna gidilmiştir. Buna karşın, hukukumuzda benzer yönde bir düzenleme bulunmamaktadır. Ne var ki, mevzuatta öngörülmemesine karşın, hem doktrinde hem de istikrar kazanmış Yargıtay uygulamasında kamu düzenine aykırı hallere ilişkin şikayetin süreye tabi olmadığı kabul edilmektedir17. Emredici kurallara bağlanan hususlarda ağır ihlallere yol açan uygulamaların batıl nitelikte olduğu gözetilerek, icra mahkemesince, geçersizliğinin tespitinin her zaman yapılabileceği belirtilmektedir18. Örneğin, kesinleşmeden icra edilemeyecek olan ilamlarda kesinleşme, ilamlı takibin esaslı bir unsuru durumunda olduğu için bu unsurdaki eksiklik kanunun ağır ihlali anlamına geleceğinden kamu düzenine aykırılık olarak nitelendirilecektir. Şu halde, ilamın kesinleşmeden icraya konulamayacağı yönündeki şikâyet, ilamlı icra takibinde ilama aykırılık nedeni içinde değerlendirilecek, kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle süresiz şikâyete tabi olacaktır. Buna karşılık, taşınmazın aynına ilişkin olmayan (taşınmaz üzerindeki kişisel “şahsi” haklara yönelik) ilamların icraya konulabilmesi için bunların kesinleşmelerine gerek yoktur19. Bu husustaki şikayet ise, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 16/1.maddesi uyarınca 7 günlük süreye tabidir20. Benzer şekilde, taraf ya da takip ehliyeti bulunmayan kimselerin icra takibine taraf gösterilmesi hali de kamu düzenine aykırılık bağlamında değerlendirilmektedir21.

Bunun yanında, kambiyo senetlerine özgü icra ve iflas yoluyla takipte, icra ve takip işlemlerinin ivedi biçimde sonuçlandırılması amacıyla, şikâyet süresi beş gün olarak belirlenmiştir. Fakat, söz konusu beş günlük şikayet süresi münhasıran kambiyo senedinin vasfına ilişkin şikayetler bakımından öngörülmüş olup ödeme emrini şikayet dışındaki hallerde, genel kural uyarınca, yedi günlük şikayet süresi tayin edilmiştir22.

Şikayet müessesesi basit yargılama usulüne tabi olup, aksine hüküm bulunmayan hâllerde, şikayet konusu işlemi yapan icra organının bağlı bulunduğu yer icra mahkemesi, işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir edecektir. Mahkeme, taraflar duruşmaya iştirak etmese dahi şikayeti incelemek ve kararını vermekle mükelleftir. Dolayısıyla, İcra ve İflas Kanunu’nun 16. maddesi kapsamındaki incelemelerde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 150. maddesinde öngörülen dosyanın işlemden kaldırılması ve bunun sonucu olarak davanın açılmamış sayılması usulü işletilmeyecektir23. İcra mahkemesi ayrıca gerek görmesi halinde, tanık dinlemek, keşif icra etmek ya da bilirkişi incelemesi gibi delillere başvurabilmektedir.

Dikkat edilmelidir ki, muamelenin şikayet edilmiş olması başlı başına icranın durmasına sebep olmamakla birlikte icra mahkemesinin talep üzerine ya da gerekli görmesi halinde, re’sen, yargılama sonuçlanıncaya değin icranın geri bırakılmasına karar vermesi mümkündür.

ŞİKAYETİN SONUÇLARI

İcra mahkemesi, yürüttüğü yargılama neticesinde ve toplanan deliller ışığında, şikayet sebebini yerinde görürse istemin kabulüne karar verirken, aksi durum söz konusu ise şikayetin usul ya da esas yönünden reddine karar verir24. İstemin reddi ya da kabulü kararlarına karşı münhasıran İcra ve İflas Kanunu’nun 363. maddesi doğrultusunda istinaf kanun yolu incelemesine gidilebilmektedir.

İşlemin İptali

İcra mahkemesi, kanuna ya da kamu düzenine aykırı gördüğü işlemin iptaline karar verir. Bu durumda, söz konusu işlem yapıldığı andan itibaren iptal edilmiş kabul edilecek, iptal edilen işleme bağlı olarak yapılan sair iş ve işlemler de ayrıca bir karar verilmesi gerekmeksizin iptal edilmiş olacaktır. İcra organının, iptal kararına karşı direnmesi mümkün değildir25.

İşlemin Düzeltilmesi

Şikayet konusu muamelenin hukuka aykırılığı hususu netleştikten sonra basit hesap hataları gibi istisnai hallerde şikayetin kabulü ile icra organının hatalı işleminin düzeltilmesine karar verilmesi mümkündür. Buna göre, muamelenin yapılması yetkisi asıl icra organına ait olduğundan icra mahkemesinin işlemi düzeltmesi yalnız yeniden araştırma yapılmasına ve yeni bir işlem yapılmasına gerek yok ise yani dosyaya göre işlem düzeltilebiliyor ise geçerli olduğu belirtilmektedir. Yargıtay önüne gelen bir uyuşmazlıkta 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 48/1. maddesi uyarınca yabancı gerçek ve tüzel kişiler için öngörülen teminat yatırma koşulunda söz konusu teminat bedelinin icra organınca belirlenebileceği ve icra mahkemesinin oran belirleme yetkisi bulunmadığı dikkate alınmış, neticeten icra mahkemesinin münhasıran icra müdürlüğü kararının iptali yönünde karar verebileceğine hükmedilmiştir26.

İşlem Emri Verilmesi

Mahkeme, icra organının sebepsiz olarak yapmadığı ya da geciktirerek sürüncemede bıraktığı işlemlerin icrasını emredebilir27. Bu yönde karar verilmesi durumunda icra mahkemesi, münhasıran yapılmayan veya geciktirilen işlemin yapılmasını emretmekle yetinecektir. Dolayısıyla icra mahkemesinin, icra müdürünün yerine geçerek esas hakkında karar vermesi ve işlem tesis etmesi mümkün değildir.

Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amacı taşımaktadır ve hukuki tavsiye niteliğinde değildir. Yazıdaki bilgilerin kullanılmasından kaynaklanabilecek hiçbir sorumluluk kabul edilmemektedir. Kişisel durum değerlendirmesi için bir avukata danışılarak destek alınması önemle tavsiye edilir.

  1. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 02/07/2019T., 2017/347E., 2019/837K.: “İcra daireleri icra hâkimliklerinin daimi gözetimi ve denetimi altında olup, işlemlerine karşı icra mahkemelerine şikâyet yoluna başvurulur. Şikâyet, icra dairelerinin icra hukukuna aykırı olan ve hadiseye uygun bulunmayan işlemlerinin iptali ve düzeltilmesini veya yerine getirilmeyen ya da sebepsiz sürüncemede bırakılan bir hakkın yerine getirilmesini sağlamak için kabul edilmiş bir kanun yoludur.” Aynı yönde: YHGK 06/02/2013T., 2012/703E., 2013/714K. ↩︎
  2. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 26/03/2025T., 506/1252: “Bölge Adliye Mahkemesinin 03/01/2024 tarihli kararının süresi içinde şikayet edilen vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, şikayetin yasal dayanağının İİK’nın 142. maddesi olduğu bu maddeye göre her alacaklı ibaresinden bahsedildiğine göre, borçlunun bu neviden bir itiraz hakkı bulunmadığı, bu durumda açılan şikayette aktif şikayet ehliyetinin olmadığı, İİK’nın m. 142 kapsamında borçlunun sıra cetveline şikayet hakkının bulunmadığı anlaşıldığından, aktif şikayet ehliyeti yokluğundan şikayetin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. (…) Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, sıra cetveline şikayet istemine ilişkindir. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı (…)” ↩︎
  3. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 13/05/2025T., 2843/3896 ↩︎
  4. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 27/02/2019T., 2018/12496E., 2019/3129K.: “Şikayetçinin, ihaleye konu taşınmaz üzerinde aile konutu şerhi bulunduğunu, taşınmaz üzerinde tesis edilen ipoteğe muvafakatinin olmadığını ve sair şikayetleri ileri sürerek ihalenin feshi istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, ….. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 28.09.2017 tarih ve 2017/23 E., 2017/32 K. sayılı kararı ile şikayetin kabulü ile anılan ihalenin feshine karar verildiği, alacaklının anılan karara karşı istinaf yoluna başvurduğu, …… Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 17.05.2018 tarih ve 2018/301 E.- 2018/1194 K. sayılı kararı ile; davalı banka vekilinin istinaf başvurusunun, 6100 sayılı HMK.nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca kabulü ile, anılan ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına, davacının davasının aktif husumet yokluğu nedeniyle HMK’nın 114/1-d ve 115/2 maddeleri gereğince usulden reddine ve dava usulden reddedildiğinden davacı aleyhine para cezasına hükmedilmesine yer olmadığına karar verildiği görülmektedir. İİK’nun 134/2. maddesinde; “İhalenin feshini, Borçlar Kanunu’nun 226. maddesinde yazılı sebepler de dahil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, tapu sicilindeki ilgililer ve pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikayet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler” hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda, şikayetçi …’ın, borçlu…… ile evli olduğu, 13.09.2017 tarihli …… Tapu Müdürlüğü yazı cevabına göre; ihale konusu taşınmazın tapu kaydına 03.07.2017 tarihli ihaleden önce 15.11.2016 tarih ve 7334 yevmiye numarası ile aile konutu şerhi konulduğu görülmekle, şikayetçinin, İİK’nun 134/2. maddesi gereği, tapu sicilindeki ilgililerden olduğu ve dolayısıyla ihalenin feshini isteyebileceği anlaşılmaktadır.” ↩︎
  5. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 31/05/2021T., 2247/7998: “Somut olayda, davacı vekilinin dava dilekçesi ile taraflarına gönderilen kıymet takdirini içeren tebligatın meşruhatsız olduğunu, bu sebepten dolayı da ne zaman ve nereye itirazda bulunacakları hususunu bilemediklerini, icra dairesi tarafından bu tebliğ işleminin yanlış yapıldığını ve bu ynalıştan dolayı da kendilerinin kıymet takdirine itiraz etme haklarının kaybolmasına sebep olduğunu beyanla itiraz etmiştir. Somut olayda, kıymet takdiri talimat yoluyla, Hanak İcra Müdürlüğünce yapılmış olsa da uyuşmazlığın davacının usulsüz tebligat şikayetine ilişkin olduğu anlaşılmakla şikayeti inceleme yetkisi Rize İcra Hukuk Mahkemesi’ne aittir.” ↩︎
  6. Atalı/Ermenek/Erdoğan, İcra ve İflâs Hukuku, s. 51; Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Sungurtekin Özkan, Meral/Özekes, Muhammet, İcra İflâs Hukuku, B. 4, İstanbul 2017, s. 57-60. ↩︎
  7. Tok, Ozan: İcra İşleminin Hukuki Yapısı ve Rejimi, SHD, 2021, s. 76 ↩︎
  8. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 07/04/2025T., 1054/2822: “İİK’nın ödeme emri başlıklı 149/b maddesinde 149 uncu madde de yazılı haller dışındaki muaccel alacaklar için “İcra müdürünün borçluya ve varsa taşınmaz sahibi olan üçüncü şahsa aşağıdaki kayıtlara uygun olmak üzere 60 ıncı maddeye göre ödeme emri gönderir.” hükmünün lafzından takip talebini alan icra müdürünün ödeme emri göndermeden önce alacağın muaccel olup olmadığının incelemesi ve alacak muaccel ise ödeme emri göndermesi değilse göndermemesi gerektiği sonucu çıkarılabilir ise de Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre icra memurunun bu şekilde bir yetkisi bulunmamaktadır. Zira alacağın muaccel olup olmadığının tespiti, alacağın esasına ilişkin bir araştırma gerekir. İpotek akit tablosunun kayıtsız şartsız bir borç ikrarına havi olmadığından alacağın muaccel olup olmadığı ancak alacaklının dayandığı diğer belgelerin incelenmesi ile anlaşılabilir. Taraflar icra dosyasına sunmadıkça icra müdürünün böyle bir araştırma yetkisi yoktur(Postacıoğlu, E.İlhan; İcra Hukuk Esasları, İstanbul 1982 s.373; Yücel, Tunç Müjgan; Banka Alacaklarının İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takibi, İstanbul 2010 s.209). Şu hale göre somut olayda, üst sınır (limit) ipoteğine dayalı olarak takip talebi verilmesi üzerine icra müdürünce borçluya ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ödeme emri göndermesi gerekirken, ipoteğe konu alacağın henüz muaccel hale gelmeden takip yapıldığından bahisle takip talebinin reddine karar vermesi isabetsiz olup şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.” ↩︎
  9. Gerçekten Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 04/06/2020T., 2016/8650E., 2020/1936K. sayılı kararıyla kanuni şartlarını taşıyan satış talebinin icra organınca reddedilse dahi haczin geçerli olduğundan şikayetin reddine karar verilmesi gerektiğine karar vermiştir: “Somut olayda şikayet olunan …’nin Konya 4.İcra Müdürlüğünün 2006/5516 Esas sayılı takip dosyası ile 01.08.2006 tarihinde icra takibi yaptığı, takibin kesinleşmesi üzerine 13.09.2006 tarihinde dava konusu taşınmaz kayıtlarına haciz uyguladığı, 23.02.2007 tarihinde satış talebinde bulunduğu, 19.03.2007 tarihinde satış avansı yatırdığı, Konya 2.İcra Hukuk Mahkemesi’nin 30.04.2007 tarih ve 2007/432 Esas-2007/408 Karar sayılı ilamı ile satış kararının iptal edildiği, Şikayet olunan … vekilince 10.05.2007 tarihinde yeniden satış talebinde bulunulduğu, İcra müdürlüğünce anılan icra mahkemesi kararı gerekçe gösterilerek satış talebinin reddedildiği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere icra müdürü satış talebini reddetmiş olsa bile İİK’nın 106’ıncı maddesi uyarınca iki yıl içinde (10.05.2007 tarihinde) satış talebinde bulunan, 59’uncu maddesi uyarınca satış masrafını yatıran şikayet olunan …’nin kanuni gerekleri yerine getirmiş olması nedeniyle haczinin ayakta olduğunun kabulü ile şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile şikayetin kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.” ↩︎
  10. Pekcanıtez, Hakan/Simil, Cemil: İcra- İflâs Hukukunda Şikayet, s. 90-91 ↩︎
  11. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 02/07/2019T., 2017/347E., 2019/837K. ↩︎
  12. Yılmaztekin, Ahmet Ertan: İcra-İflas Hukukunda Şikayet Sebepleri ve Süresi, İzmir Barosu Dergisi, 2022, s.481 ↩︎
  13. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 25/03/2013T., 2571/11044: “Şikayetçinin kendileri tarafından da haczedilen menkullerin Bursa 18. İcra Müdürlüğünün 2011/16340 esas sayılı dosyasından haczedilip satılarak paraya çevrilmesinden sonra sıra cetveli yapılmadan satış bedelinin bu dosyanın alacaklısına ödendiğini, oysa satış bedelinin tüm alacaklıların alacaklarını karşılamaması nedeni ile sıra cetveli yapılmasının gerektiği halde bu yöndeki taleplerinin icra müdürlüğünce reddedildiğini ileri sürerek memurluk işleminin iptali talebi ile icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmıştır. İİK nun 140. maddesinde “Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse icra dairesi alacaklıların bir sıra cetvelini yapar” hükmü getirilmiştir. İcra müdürünün anılan yasa hükmüne aykırı şekilde sıra cetveli yapmadan ödeme yapması ve sıra cetveli yapılması talebini reddetmesi bir hakkın yerine getirilmesi ile ilgili olup, bu konudaki şikayet İİK’nun 16. maddesi uyarınca süresizdir. O halde mahkemece şikayetin esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin süre aşımı nedeniyle reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.” ↩︎
  14. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 02/07/2019T., 2017/347E., 2019/837K. ↩︎
  15. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 134/2. maddesine göre, “İhalenin feshini, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 281 inci maddesinde yazılı sebepler de dâhil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikâyet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler. İlgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir.” ↩︎
  16. Tok, Ozan: İcra İşleminin Hukuki Yapısı ve Rejimi, SHD, 2021, s. 80 ↩︎
  17. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 02/06/2003T., 10617/12729: “Kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı da süresiz şikâyet yoluna gidilebilir. Anılan ilke doktrinde benimsenmiş ve Yargıtay uygulamalarında kabul edilmiştir. Borçlunun, üçüncü kişilerin ve kamunun menfaatini korumak için konulmuş “amir hükümlere” aykırı olarak yapılmış işlemler kamu düzenine aykırıdır. Her zaman şikâyet yoluna gidilebilir” ↩︎
  18. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 10/11/2020T., 2017/2833E., 2020/855K.: “İcra memuru işleminin yasaya veya olaya uygun bulunmaması nedeniyle icra mahkemesine başvurularak şikâyet yolu ile kaldırılmasının istenmesi, İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 16. maddesinin 1. fıkrası gereğince şikâyete konu işlemin öğrenildiği günden itibaren kural olarak 7 günlük süreye tâbidir. Bu kuralın iki önemli istisnası vardır: 1- İİK’nın 16. maddesinin 2. fıkrası gereğince bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikâyet yoluna başvurulabilir. Bu hükmün amacı, ilgilileri icra memurunun bir hakkı yerine getirmekten kaçınmasına karşı korumaktır. 2- Kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı da süresiz şikâyet yoluna gidilebilir. Anılan ilke doktrinde benimsenmiş ve Yargıtay uygulamalarında da kabul edilmiştir.” ↩︎
  19. Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, 3. cilt, s. 2212 ↩︎
  20. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 06/11/2023T., 2755/7137: “Takibe dayanak ilamda taşınmazın aynı tartışmalı olmadığından ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğine ilişkin şikayetin icra emrinin tebliğinden itibaren yasal 7 günlük süre içerisinde yapılması gerekir. Somut olayda icra emrinin şikayetçi borçluya 04.10.2021 tarihinde tebliğ edildiği, şikayetin ise yasal yedi günlük şikayet süresi geçirildikten sonra 25.01.2022 tarihinde yapıldığı anlaşıldığından, şikayetin süre aşımı nedeniyle reddi gerekirken, esastan reddine karar verilmesi isabetsiz ise de sonuçta şikayetin reddine karar verildiğinden sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.” ↩︎
  21. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 02/10/2019T., 2018/10648E., 2019/13975K.: “Adi ortaklığın aktif ve pasif dava (takip) ehliyeti bulunmadığından, takibin veya davanın bütün ortaklar aleyhinde açılması zorunludur. Taraf ehliyeti kamu düzeninden olup mahkemece kendiliğinden göz önüne alınmalıdır. Somut olayda, takip talebinde borçlu kısmında adi ortaklık gösterilerek, ortaklığı oluşturan ….. ile….’nin 1 ve 2 nolu borçlu olarak gösterildiği ve ödeme emirlerinin bu şirketlere çıkartıldığı, adi ortaklığın borçlu olarak gösterilmediği ve ödeme emrinin adi ortaklığa tebliğ edilmediği, takip talebi ve ödeme emrinin yasaya uygun olduğu anlaşıldığından, şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken (…)”. Aynı yönde Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 23/05/2019T., 2018/675E., 2019/8948K.: “Takip ehliyeti yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre kamu düzenine ilişkin olduğundan her zaman (süresiz) şikayet yolu ile ileri sürülebilir. İcra mahkemesince bu husus kendiliğinden (re’sen) gözetmelidir. Somut olayda şikayet dilekçesinde, borçlu hakkında oğlu tarafından vesayet davası açıldığı beyan edilmiş, ilk derece mahkemesince söz konusu vesayet davasına ilişkin o tarihte henüz derdest olan İzmir 11. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/98 Esas sayılı dosyası getirtilerek incelenmiş, ilk derece mahkemesince karar verilmesinin ardından, 01/06/2017 tarihinde, borçlunun TMK’nın 405. maddesi uyarınca kısıtlanmasına karar verildiği gibi, istinaf dilekçesinde de borçlunun 2008 yılından beri kısıtlanmasını gerektirir akıl zayıflığı olduğu ileri sürülmüştür. Bu durumda ipotek borçlusunun takip tarihi itibariyle kısıtlanmasını gerektirecek bir hastalığı var ise borçlunun takip ehliyeti bulunmadığından takip talebinde borçlu ile birlikte vasinin gösterilmesi ve icra emrinin vasiye tebliği zorunludur.” ↩︎
  22. Yılmaztekin, Ahmet Ertan: İcra-İflas Hukukunda Şikayet Sebepleri ve Süresi, İzmir Barosu Dergisi, 2022, s.491 ↩︎
  23. Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2013, s.113 ↩︎
  24. Hukuki yarar yokluğundan şikayetin usulden reddine emsal karar: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 14/04/2025T., 1106/3073. Örneğin, haczedilmezlik şikayetinde bulunulabilmesi için, şikayet tarihi itibariyle hukuken geçerli bir haczin varlığı şart olduğundan geçerli bir haciz işleminin tespit edilememesi halinde şikayet konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığı yönünde hüküm kurulması gerektiği belirtilmiştir: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 14/04/2025T., 1416/3065: “İİK’nın 82. maddesine dayalı olarak haczedilmezlik şikayetinde bulunulabilmesi için, şikayet tarihi itibariyle hukuken geçerli bir haczin varlığı şarttır. Bu nedenle borçlunun haczedilmezlik şikayetinde bulunması üzerine, öncelikle İİK’nın 106. ve 110. maddeleri uyarınca haczin düşmüş olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Şikayet tarihinden önce yukarıda belirtilen maddeler uyarınca haczin düşmüş olduğunun belirlenmesi halinde, şikayetin konusu olmayacağından, başvurunun fuzuli yapıldığı kabul edilmelidir. Bununla birlikte, şikayet tarihi itibariyle satış isteme sürelerinin henüz dolmadığı hallerde ise şikayetin incelenmesi sırasında haczin ayakta olup olmadığının mahkemece değerlendirilmesi ve haczin düştüğünün tespiti halinde, şikayetin konusuz kaldığının kabulü gerekeceğinden, şikayetin esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi gerekecektir.” ↩︎
  25. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 29/05/2018T., 1859/5456: “Somut olayda; borçlu vekilince icraya konulan ilamın kesinleşmeden icraya konulamayacak olan ilamlardan olduğundan söz edilerek, takip dolayısıyla icra müdürlüğünce borçluya ait … ve … plakalı araçlar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasının talep edildiği mahkemece, “taleple bağlılık ilkesi” dikkate alınmaksızın, talebi aşar şekilde hacizlerin kaldırılması kararı verilmeden takibin iptali kararı verildiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, borçlunun itirazının, yapılan takipteki hacizlerin kaldırılmasına yönelik olduğu nazara alınarak, sadece taleple ilgili karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, “taleple bağlılık ilkesi” ihlal edilerek, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.” ↩︎
  26. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 13/02/2025T., 2024/7750E., 2025/1186: “Somut olayda, icra müdürünün 24.07.2023 tarihli kararı ile icra mahkemesince belirlenen teminat oranı talep edilmiş olup bu karar yukarıda belirtilen ilkelere uymamaktadır. İşlemin yapılması yetkisi asıl icra organına ait olduğundan icra mahkemesinin işlemi düzeltmesi yalnız yeniden araştırma yapılmasına ve yeni bir işlem yapılmasına gerek yok ise yani dosyaya göre işlem düzeltilebiliyor ise geçerlidir. Şikayet konusu kararda ise doğrudan icra mahkemesinin kararı uygulanmıştır. Yukarıda belirtilen kanuni düzenlemeye göre öncelikle icra memurluğunun teminat oranını belirlemesi, şikayet halinde icra mahkemesince değerlendirme yapılması gerekmektedir. Öte yandan MÖHUK’ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir. İİK’nın 17. maddesinin 1. fıkrası gereğince ”Şikayet icra mahkemesince kabul edilirse şikayet olunan muamele ya bozulur, yahut düzeltilir. Aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise; ”Memurun sebepsiz yapmadığı veya geciktirdiği işlerin icrası emrolunur.” hükmü yer almaktadır. O halde; yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda teminatın icra müdürlüğünce belirlenmesine karar verilmesi gerekmekte olup re’sen icra müdürlüğü kararının iptali gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.”  ↩︎
  27. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 09/05/2022T., 2021/3811E., 2022/2543K.: “Talep, icra memuru muamelesini şikayete ilişkindir. Sıra cetveline yönelik şikayetlerde icra mahkemesi, önüne gelen şikayetleri sonuçlandırmak ve icra müdürüne bu yönde talimat vermekle görevli olup, düzenlenecek yeni sıra cetvelinde sıra cetvelinin hangi ilkelere göre düzenleneceğini belirtmesi, diğer anlatımla alacaklıların ne miktar için hangi sıralarda yer alması gerektiğini saptaması, hukuka uygun olmayan kısımları göstermesi, bu çerçevede işlem yapılması için icra müdürüne (İİK’nın 17. maddesine kıyasen) talimat vermesi gerektiğinden, iptal nedenlerinin gerekçede belirtilmesi ve hüküm fıkrasında sıra cetvelinin iptaline karar verilmesi ile yetinilmesi gerekir. Somut olayda mahkemece bu esaslara göre hüküm kurulması gerekirken hüküm kısmında “icra dairesine İİK 140. maddesi gereğince sıra cetveli yapılmasının emredilmesine” şeklinde hüküm kurulması doğru olmamış ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiş ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamaya gereksinim göstermediğinden, HUMK’nın 438/7. maddesi uyarınca hükmün aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir.” ↩︎

Yorum yok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir