CEBRİ İCRA HUKUKUNA HAKİM İLKELER ve İCRA TEŞKİLATI
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası temel hak ve özgürlükleri düzenlemiş ve korumuş olmakla icra ve iflas hukukunun kendine özgü ilkelerinin söz konusu temel haklarla önemli derecede bağlantısı vardır. Gerçekten, cebri icra hukuku devletin zor kullanma yetkisinin bulunduğu bir alan olup kişilerin malvarlığı ve kişilik haklarını doğrudan ilgilendirmektedir. İcra hukuku alacaklının hak arama özgürlüğü ve mülkiyet hakkı gibi temel hakları ile borçlunun kişilik ve malvarlığı değerlerinin çatıştığı bir alandır. Dolayısıyla, bu alanda alacaklı, borçlu ve bazen de üçüncü kişiler arası menfaat dengesinin gözetilmesi gerekir. Ölçülülük ilkesi bağlamında borçlunun uğrayacağı zarar ile alacaklıya sağlanacak yarar arasındaki fark ölçülü olması lazımdır.
Cebri icra kişilerin gerek kişilik gerekse malvarlığı haklarına doğrudan müdahaleyi gerektirdiği için belirli ve kesin olmalı, alacaklı alacağını tahsil ederek mülkiyet hakkına kavuşmalı, borçlu takip konusu borç dışında, aşkın haciz gibi, malvarlığına karşı haksız müdahalelere karşı korunmalı, üçüncü kişiler de malvarlıklarına yapılan haksız müdahaleleri karşı, hak arama özgürlüklerini kullanarak, bunları ortadan kaldırma imkânına sahip olmalıdır. Örneğin, İcra ve İflas Kanunu’nun 96. vd maddelerinde borçluya ait olduğu sanılarak üçüncü kişilerin mallarına haciz konulması hâlinde üçüncü kişilerin mülkiyet hakkını kullanma ve korunmasına imkân sağlamak amacıyla istihkak prosedürü öngörülmüştür. Bunun gibi, İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesi ile borçlunun malvarlığının sınırsız şekilde haczedilerek satılması önlenmiştir1.
Cebri İcra Hukukuna Hakim İlkeler
TASARRUF İLKESİ
Özel hukuk, taraflara kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı vermiş olmakla bu yetki, uyuşmazlığın doğumundan önce başlayıp yargı organına intikal ettiği anda da devam eder. Hak sahibi, uyuşmazlık konusu hakkını dava edip etmemekte, dava ettikten sonra davalı ile yargılama içinde ya da dışında uzlaşmakta, arabulucuya gitmekte, sulh olmakta veya açtığı davadan feragat etmekte serbesttir. Taraflar uyuşmazlığı başlatmak, uyuşmazlık konusunu belirlemek ve uyuşmazlığı sürdürmek veya sona erdirmek hakkına sahiptirler2. Nitekim, ilkenin yasal düzenlemelere yansıması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 24. maddesinde görülmektedir:
Tasarruf ilkesi
MADDE 24- (1) Hâkim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz.
(2) Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.
(3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri dava konusu hakkında, dava açıldıktan sonra da tasarruf yetkisi devam eder.
HMK’nın 24. maddesinde düzenlenen “tasarruf ilkesi” kapsamında; dava açma konusundaki inisiyatif davacıya ait olduğu gibi taraflar dava üzerinde tümüyle tasarruf edebilme, dava konusunu (müddeabihi) belirleme, dilekçeler vermek suretiyle davaya etki etme ve mahkemenin karar vermesine gerek kalmadan davayı sona erdiren işlemleri yapabilme yetkisine sahiplerdir. Tasarruf ilkesi nedeniyle hiç kimse, kanunda açıkça belirtilmedikçe, kendi lehine olan bir davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz3. Ayrıca, tarafların tasarruf yetkisi dava açıldıktan sonra ve kanun yollarına başvuru sırasında da geçerlidir. Bu nedenledir ki, kanun yolu incelemesi sadece aleyhine kanun yoluna başvurulan talepler hakkındaki kararlar bakımından yapılır.
Cebri icra hukukunda da uygulama alanı bulan tasarruf ilkesi maddi hukuktaki tasarruf yetkisinden kaynaklanmaktadır. Söz konusu ilke uyarınca cebri icra yöntemlerinin uygulama alanı bulabilmesi için, kural olarak, alacaklının veya doğrudan iflas, konkordato gibi istisnai durumlarda borçlunun talebi aranmaktadır. Gerçekten, takip hukukunun ilk adımı icra dairesine bir takip talebi sunulmasıdır. Bunun gibi takip işlemlerinin ilerlemesi bakımından da her aşamada taleple bağlılık söz konusudur. Dolayısıyla, alacaklı alacağına kavuşmak için icra/iflas yollarına başvurmak inisiyatifini haiz olduğu gibi alacağının dilediği kısmını takip konusu edebilmek açısından da tasarruf yetkisini haizdir. Benzer şekilde, takip yolunun seçimi, takip başladıktan sonra alacaktan feragat, takipten vazgeçme, alacağı temlik etme, borçlu ile taksit sözleşmesi akdetme gibi yol ve yöntemlere başvurmak hususunda da serbestiyeti bulunmaktadır.
Bu doğrultuda Yargıtay, önüne gelen itirazın iptali davasının yargılaması sürerken davacı/alacaklı vekili tarafından ibraz edilen”ön anlaşma” başlıklı davalı ve davacı vekili arasında imzalanan protokolün, takibe konu borçla ilgisinin olup olmadığı, taraflar arasındaki borç ilişkisinin kabulü veya sulh anlaşması anlamına gelip gelmediği ve sonuçta da kısmen veya tamamen, borcu söndüren belge niteliğinde olup olmadığı değerlendirilmeden karar verilmesini bozma nedeni yapmıştır4.
TARAFLARCA GETİRİLME İLKESİ
Tasarruf ilkesinin uzantısı olarak kabul edilen taraflarca hazırlama ilkesi olarak adlandırılan ilkeye göre davanın ve savunmanın dayanağı olan vakıaların ve bunların delillerinin taraflarca mahkemeye bildirilmesi gerekmektedir. Hâkim, incelemesini taraflarca kendisine bildirilmiş olan dava malzemesi üzerinde yapar, tarafların bildirmediği vakıaları kendiliğinden inceleyemez ve onları hatırlatabilecek hâllerde dahi bulunamaz. Yargı organları, sadece usulüne uygun biçimde bildirilmiş olan vakıaları inceleme konusu yapabilir ve bu vakıalardan anlaşılan itiraz sebeplerini kendiliğinden gözetmekle yükümlüdür.
Kendiliğinden (re’sen) araştırma ilkesi ise dava malzemesinin hazırlanmasında, tarafların yanında, hâkimin de görevli olması hali olup, bu ilke kamu yararı gerekçesine dayanır ve taraflarca hazırlama ilkesinin istisnası olarak ifade edilmekle kamu düzenini ilgilendiren çekişmeli davalarda ve çekişmesiz yargı işlerinde önem gösterir.
Yasa koyucu, ilkeyi, HMK’nın 25. maddesinde aşağıdaki şekilde ele almıştır:
Taraflarca getirilme ilkesi
MADDE 25- (1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.
(2) Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz.
Buna göre, taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olarak hâkim, tarafların öne sürmediği vakıaları kendiliğinden araştıramaz veya eksik olan vakıaların ileri sürülmesi gerektiğini taraflara hatırlatamaz; aksine davranış hâkimin reddi sebebini oluşturur.
Cebri icra hukukunda da, alacaklı, takip konusu hakka dayanak teşkil eden bilgi ve belgeler ile sair delillerini sunmak zorundadır. Nitekim 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 58. maddesine göre, alacaklı alacağı belgeye dayanmaktaysa belgenin aslını veya alacaklı ya da mümessili tarafından tasdik edilmiş örneğini takip talebi anında icra dairesine tevdii etmek zorundadır.
Gerçekten, kanun yararına bozma kararına konu olan bir uyuşmazlıkta, davacı tarafından işletilen otoyoldan ihlalli geçiş nedeniyle ödenmeyen geçiş ücreti ve para cezasının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemi bakımından yapılan incelemede takip talebi ve ödeme emrinde borcun sebebinin açıkça yazılmaması durumunda usulüne uygun takip talebi ve ödeme emri olmaması cihetiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir5.
TAKİP EKONOMİSİ İLKESİ
Usul ekonomisi ilkesi
MADDE 30- (1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesinde ifadesini bulan usul ekonomisi ilkesi yargılamanın amaçlarına ve adil yargılama hakkının yerine getirilmesine hizmet etmekle adaletin ucuz, çabuk ve isabetli olarak sağlanmasının temel yöntemlerindendir. Takip ekonomisi ilkesi, medeni usul hukukundaki usul ekonomisine karşılık gelmekle hak arama hürriyeti uyarınca takibin ve icrai faaliyetlerin mümkün olduğunca çabuk, ucuz ve düzenli biçimde sonuçlandırılmasını gerektirmektedir.
Yargıtay, derdest takip varken aynı borçluya ikinci bir icra takibi başlatılmasının, borçlunun hak arama hürriyetinin ihlaline yol açmasının yanı sıra gereksiz gider yapılması sebebiyle takip sonucunda ödemekle yükümlü olacağı borç miktarını da artıracağını gözeterek durumun takip ekonomisi ilkesine aykırı olacağına temas etmiştir6.
Bunun gibi, aynı sebep ve aynı ilamdan kaynaklı alacakların aynı takip dosyası üzerinden ek takip talepnamesi verilmek suretiyle tahsili mümkün iken, makul ve kabul edilebilir bir gerekçe olmaksızın, ayrı takip başlatılması da usul ekonomisi ilkesine aykırı bulunmuştur7.
DOĞRUDANLIK İLKESİ
İcra dairelerinin muhabereleri:
Madde 359 – İcra memurları yaptıkları muameleden dolayı her daire ve makam ile doğrudan doğruya muhabere edebilirler.
Borçlunun mevcudu hakkında malümat vermek mecburiyeti:
Madde 367 – İcra veya İflas dairelerinin borçlunun mevcuduna dair istiyeceği bütün malümatı hakiki ve hükmi her şahıs derhal vermeğe ve talep halinde mevcudu bu dairelere teslime mecburdur.
İcra organının kanundan doğan yetkisi çerçevesinde, kanunda sayılan istisnai haller ayrık tutulmak koşuluyla, kendi yargı çevrelerindeki iş ve işlemlerini başka bir makam ya da mercinin müdahalesine gerek duymaksızın yapabilmesini ifade eden doğrudanlık ilkesine göre, icra organı, takip kapsamında sunulan talep ve itirazları bizzat değerlendirip sonucuna göre karar verecektir. İlkenin doğal sonucu olarak söz konusu kararlara karşı icra mahkemesi nezdinde şikayet yoluna gidilebilmektedir.
PARAYA ÇEVİRME İLKESİ
Paraya çevirme ilkesi uyarınca alacaklı, doğrudan borçlunun mal varlığından değil, borca kafi miktardaki mal ve haklarının haczedilmesi neticesinde bunların Kanun’da belirtilen usullerle satılarak paraya çevrilmesi yoluyla tatmin edilmektedir.
Sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak borçlunun tüm mal varlığı haczedilememekte ve amaca uygun paraya çevirme ilkesi doğrultusunda alacak miktarıyla uyumsuz haciz ve satış işlemleri yapılamamaktadır. Yine hacizde tertip kuralına göre, haciz uygulamalarında borçlunun taşınır mallarının alacak miktarını karşılamayacağı anlaşılmadıkça taşınmaz malları haczedilmemelidir. Bunun yanında, paraya çevirme işlemlerinin hızlı biçimde tamamlanması ve el konulan malın rayiç değeriyle satılması özellikle ihale uygulamalarında hem takibin taraflarının ve hem de ihale alıcısının zarara uğramasını önleyicidir.
ALACAK VE ALACAKLILAR ARASINDA ÖNCELİK İLKESİ
Hukuk sistemlerinde farklı uygulamaların olduğu görülen alacaklar arasında öncelik hususunda ülkemizce benimsenen sisteme göre cebri icrada, kural olarak, ilk haczi koyan alacaklının diğer alacaklılar karşılığında bir önceliği bulunmamaktadır. Ancak diğer alacaklıların hacze iştirak edebilmeleri için Kanun’da öngörülen şartları sağlamaları aranmaktadır. İstisna olarak sayılabilecek ücret haczinde ise ilk hacze konu edilen alacağın tamamı tahsil edilmeden sonraki alacaklara geçilememektedir. Buna göre, birden fazla haciz varsa sıraya konularak önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilememektedir. Külli icrada, alacaklılar alacaklarını iflas masasından eşit olarak almakla birlikte bazı alacaklar rüçhanlı olarak kabul edilmektedir.
İCRA TEŞKİLATI
İCRA DAİRESİ
İcra daireleri:
Madde 1 – Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde yeteri kadar icra dairesi bulunur.
Her icra dairesinde Adalet Bakanlığı tarafından atanacak bir icra müdürü, yeteri kadar icra müdür yardımcısı, icra katibi ile adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonları tarafından görevlendirilecek mübaşir ve hizmetli bulunur. İş yoğunluğunun veya personel sayısının fazla olduğu icra dairelerinde dairenin düzenli, uyumlu ve verimli bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla Adalet Bakanlığı tarafından icra müdür ve müdür yardımcıları arasından, icra müdürünün yetkilerini haiz bir icra başmüdürü görevlendirilebilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, yönetmelikle düzenlenir.
İcra müdür ve icra müdür yardımcıları, Adalet Bakanlığı tarafından yaptırılacak yazılı sınav ve Adalet Bakanlığı tarafından yapılacak sözlü sınav sonucuna göre atanırlar. İcra katipleri arasından Adalet Bakanlığı tarafından yaptırılacak yazılı sınav ve Adalet Bakanlığı tarafından yapılacak sözlü sınav sonucuna göre de icra müdür veya icra müdür yardımcılığı kadrolarına atama yapılabilir.
İcra katipliğine ilk defa atanacaklar, kamu görevlerine ilk defa atanacaklar için yapılacak merkezî sınavda başarılı olanlar arasından Adalet Bakanlığı veya Bakanlığın bu konuda yetki vereceği adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonları tarafından yapılacak uygulama ve sözlü sınav sonucuna göre; unvan değişikliği suretiyle atanacaklar ise uygulama ve sözlü sınav sonucuna göre atanırlar. Unvan değişikliği suretiyle icra katipliğine atanacaklar tahsis edilen kadronun yüzde ellisini geçemez.
İcra müdür ve icra müdür yardımcıları ile icra katiplerinin, yazılı sınav, sözlü sınav, görevlendirme, nakil, unvan değişikliği, görevde yükselme ve diğer hususları yönetmelikle düzenlenir.
İcra dairelerinde, gerektiğinde, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslar çerçevesinde, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından zabıt katibi, mübaşir ve hizmetli görevlendirilir.
İcra müdürü, icra müdür yardımcısı veya icra katibinin herhangi bir nedenden dolayı yokluğu halinde görev ve yetkileri, adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu tarafından görevlendirilecek yazı işleri müdürü veya zabıt katibi tarafından yerine getirilir.
Adalet Bakanlığı, icra dairelerini bir arada bulundurmaya ve aynı icra mahkemesine bağlamaya yetkilidir.
İflas daireleri:
Madde 2 – Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde lüzumu kadar iflas dairesi bulunur.
Birinci madde iflasları daireleri hakkında da caridir.
YETKİLERİ
İcra daireleri, doğrudanlık ilkesinin bir sonucu olarak, kanunda sayılan istisnai haller ayrık tutulmak koşuluyla, kendi yargı çevrelerindeki iş ve işlemlerini başka bir makam ya da mercinin müdahalesine gerek duymaksızın yapabilmek ve yaptığı muameleden dolayı her daire ve makam ile doğrudan doğruya muhabere edebilmek yetkisini haizdir. Bunun yanında, borçlunun mevcuduna dair talep edeceği bütün bilgileri gerçek ve özel kişilerden temin etmeye muktedirdir.
Haciz esnasında lüzumu halinde zor kullanma yetkisine de sahip olan icra memurunun kilitli yerleri ve dolapları zorla açtırması, borçlunun üzerinde para, kıymetli evrak, altın veya gümüş veya diğer kıymetli şeyleri sakladığını anlaması halinde borçlu bunları vermekten kaçınırsa şahsına karşı kuvvet istimal etmesi mümkündür. Zor kullanma hususunda bütün zabıta memurları icra memurunun yazılı müracaatı üzerine kendisine muavenet ve emirlerini ifa etmekle mükelleftirler.
GÖREVLERİ
İcra dairesi, takibin her aşamasında çeşitli görevler üstlenmekle icra müdürü söz konusu iş ve işlemlerden birinci dereceden sorumludur. Kanun’da dağınık halde sayılan görevlerin ifası sırasında takdir yetkisinin kullanılması mümkün olduğu gibi bunların yerine getirilmemesi, geciktirilmesi, gereği gibi yapılmaması icra mahkemesi nezdinde şikayet sebebi teşkil edebilmektedir.
İcra dairesi personelinin mevzuattan kaynaklanan diğer görevleri yanında aşamalarda üstlendiği görevler, takip talebine uygun ödeme/icra emri düzenlenmesi ve borçluya gönderilmesi, haciz, satış, sıra cetvelinin düzenlenmesi, satıştan elde edilen paranın alacaklılar arasında paylaştırılması, alacağının tümünü tahsil edemeyen alacaklıya aciz belgesi vermesi sayılabilir8.
YÜKÜMLÜLÜKLERİ
İş görmekten memnuiyet:
Madde 10 – İcra ve iflas işlerine bakan memur ve müstahdemler
1. Kendisinin,
2. Karı veya kocasının, nişanlısının yahut kan ve sıhri usul ve füruunun veya üçüncü derece dahil olmak üzere bu dereceye kadar olan kan ve sıhri civar hısımlarının,
3. Kanuni mümessili veya vekili yahut müstahdemi bulunduğu bir şahsın,
Menfaati olan işleri göremeyip derhal icra mahkemesine haber vermeye mecburdur. İcra mahkemesi müracaatı yerinde görürse o işi diğer bir memura, bulunmıyan yerlerde katiplerinden birine verir.
Doktrinde, iş görme yasağına rağmen yapılan işlemlerin hükmen batıl olmamakla birlikte şikayet konusu edilebileceği, bu çerçevede iptal edilebilir işlemlerden olduğu belirtilmektedir.
Memnu işler:
Madde 11 – Tetkik vazifesini gören hakimler ve icra ve iflas memur ve müstahdemleri, dairelerince takip edilmekte olan bir alacak veya satılmakta bulunan bir şey hakkında kiminle olursa olsun kendileri veya başkaları hesaplarına bir akit yapamazlar. Yaparlarsa hükümsüzdür.
Akit yapma yasağı olarak tanımlanan işbu yasağa aykırı işlemler mutlak olarak batıl kabul edilmekle icra mahkemesi nezdinde süresiz şikayete konu edilebilir ve tarafların rızası ile dahi sonuç doğurması mümkün değildir.
SORUMLULUKLARI
Sorumluluk:
Madde 5 – İcra ve İflas Dairesi görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Devletin, zararın meydana gelmesinde kusuru bulunan görevlilere rücu hakkı saklıdır. Bu davalara adliye mahkemelerinde bakılır.
Zimmet:
Madde 6 – İcra dairesine tevdi veya bu dairece tahsil olunan veya muhafaza altına alınan paraların, ilgili memur tarafından zimmete geçirilmesi halinde, zimmete geçirilen miktar, cezai takibat sonucu beklenmeden ve tazmin yolunda bir hükme hacet kalmaksızın hazine tarafından derhal icra veznesine yatırılır. Devletin asıl sorumlulara rücu hakkı saklıdır.
Anayasa’nın 129. maddesi doğrultusunda yapılan düzenlemelerle, devlet, icra dairesi personelinin görevi dolayısıyla vermiş olduğu zarar ve ziyandan birinci derecede sorumlu kabul edilmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, tazmin edilecek zararın icra memurunun görevi dolayısıyla doğmuş olması şartıdır. Dolayısıyla, görevi sırasında olsa dahi, görevi ile ilişkilendirilemeyen ya da kişisel saiklerden kaynaklanan bir zararın doğmuş olması halinde memurun kişisel sorumluluğuna gidilmelidir. Buna göre, icra ve iflas dairesi memurununun yaptığı iş ve işlemler sırasında meydana gelen zararın tazmini için husumet Adalet Bakanlığı’na yöneltilecektir.
Ne var ki, Yasa koyucu, söz konusu zararların tazmini için idari yargı yerinde tam yargı davası açılması şeklindeki genel prensipten ayrılarak icra ve iflas dairesi memurları bakımından adliye mahkemelerini görevli kabul etmiştir. Neticede, tazminat davası, yetki bakımından ya Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 16. maddesine göre belirlenecek yer mahkemesi ya da davalı Adalet Bakanlığı’nın bulunduğu Ankara mahkemelerinde haksız fiilden sorumluluk bakımından görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemeleri nezdinde açılacaktır.
İcra personelinin eylem ve davranışları Devlet Memurları Kanunu’na göre disiplin sorumluluğunu doğurabileceği gibi suç teşkil eden fiilleri bakımından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu bakımından “kamu görevlisi” sıfatıyla yargılanabilmektedirler.
İCRA MAHKEMESİ
NİTELİĞİ
Tek hakimli özel hukuk mahkemeleri olarak çalışan icra mahkemeleri, kendisine Adlî Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığınca dönüşümlü olarak bağlanan icra ve iflâs dairelerinin muamelelerine yönelik şikâyetleri ve itirazları inceler, icra daireleri başkanlığı kurulmayan yerlerde bu dairelerin gözetim ve denetimlerini yapar, idarî işlerine bakar.
İcra mahkemesi hâkiminin reddi
Madde 10/a – İcra mahkemesi hâkimi reddedildiği takdirde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundaki hükümler uygulanır. Ret talebinde bulunan, dilekçesinde ret sebeplerini delilleri ile birlikte bildirmek zorundadır.
Ret talebinin reddi hakkındaki karara karşı istinaf yoluna başvurulması, hâkimin işe bakıp karar vermesine engel değildir. Ret talebinin reddi hakkındaki kararın kaldırılması hâlinde reddedilen hâkimin verdiği karar yerine getirilmez. Bu durumda dosya, bölge adliye mahkemesince icra mahkemesinin başka bir dairesine, o yerde icra mahkemesinin başka bir dairesi yoksa en yakın icra mahkemesine gönderilir. 40 ıncı madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.
İcra mahkemesi hakimleri, İcra ve İflas Kanunu’nun 10. maddesinde düzenlenen iş görmekten memnuiyet kuralına tabi olmamakla birlikte 11. maddedeki akit yapma yasağı bunlar hakkında da uygulama alanı bulmaktadır.
GÖREVLERİ
İcra mahkemelerinin başlıca görevleri icra ve iflas dairelerinin muamelelerine yönelik şikayetleri ve itirazları incelemek, icra takibine itirazları değerlendirmek, itirazın kaldırılması davalarını karara bağlamak, istihkak davalarını incelemek, ihalenin feshi taleplerini incelemek, icra ve iflas suçlarının yargılamasını yürütmek olarak sayılabilir.
YARGILAMA USULÜ
Yargılama usulleri:
Madde 18 – İcra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır.
Şu kadar ki, talep ve cevaplar dilekçe ile olabileceği gibi icra mahkemesine ifade zaptettirmek suretiyle de olur.
Aksine hüküm bulunmayan hâllerde icra mahkemesi, şikâyet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir. Duruşma yapılmayan işlerde icra mahkemesi, işin kendisine geldiği tarihten itibaren en geç on gün içinde kararını verir. Duruşmalar, ancak zorunluluk hâlinde ve otuz günü geçmemek üzere ertelenebilir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 103. maddesine göre, kanunlarında ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler adli tatilde bakılacak dava ve işlerdendir. Buna göre, icra mahkemesinin görev alanına giren şikayet, itirazın kaldırılması ve istihkak gibi davalar adli tatilde de görülecek işlerdendir.
İcra ve iflas suçlarının yargılamasını yürüten icra ceza mahkemeleri yargılama sırasında ceza mahkemesi gibi hareket etmektedir.
Belirtilmelidir ki, icra mahkemesinin takip hukukuna ilişkin kararları sadece yürütülen takip bakımından tarafları bağladığı ve sadece takip hukuku bakımından kesin hüküm yarattığı için maddi hukuk anlamında “kesin hüküm” teşkil etmemektedir. Dolayısıyla, bu kararlara karşı yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilememektedir9. Bu itibarla, icra mahkemesince ele alınarak karara bağlanan bir hususun daha sonra genel mahkemeler nezdinde ele alınması mümkündür.
İstisna olarak, istihkak davaları ile ihalenin feshi talepleri genel hükümlere göre görüldüğündan maddi anlamda da kesin hüküm teşkil ettiği ve genel mahkemelerde dava konusu yapılamayacağı ifade edilmektedir.
KARARLARINA KARŞI KANUN YOLLARI
İstinaf yoluna başvurma ve incelenmesi
Madde 363- İcra mahkemesince 85 inci maddenin uygulanma biçimi, icra dairesi tarafından hesaplanan vekâlet ücreti, 103 üncü maddenin uygulanma biçimi ve bu maddede düzenlenen davetiyenin içeriği, yediemin ücreti, yediemin değiştirilmesi, hacizli taşınır malların muhafaza şekli, kıymet takdirine ilişkin şikâyet, ihaleye katılabilmek için teminat yatırılması ve teminatın miktarı, satışın durdurulması, satış ilânının iptali, süresinde satış istenmemesi nedeniyle satışın düşürülmesi, 263 üncü maddenin uygulanma biçimi, iflâs idaresinin oluşturulması, icra mahkemesinin iflâs idaresinin işlemleri hakkında şikâyet üzerine verdiği kararlara karşı, iflâs idare memurunun ücret ve masrafları hakkındaki hesap pusulası ve 36 ncı maddeye göre icranın geri bırakılmasına ilişkin kararları dışındaki kararlarına karşı, ait olduğu alacak, hak veya malın değer veya miktarının yedi bin Türk lirasını geçmesi şartıyla istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf yoluna başvuru süresi tebliğ tarihinden itibaren iki haftadır.
İcra mahkemesi kararları aleyhine işlemleri uzatmak gibi kötüniyetle istinaf yoluna başvurulduğu anlaşılırsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 422 nci maddesi hükmü uygulanır.
Kesin bir karara karşı kötüniyetle istinaf yoluna başvuranlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.
İstinaf yoluna başvuru satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. İcranın devamı için gereken evrak alıkonularak bunların birer örneği bölge adliye mahkemesine gönderilecek dosyaya konulur.
Kanun koyucu, icra mahkemesi kararlarının kanun yolu incelemesine konu edilmesi halinde satıştan başka icra işlemlerinin devam edeceğini kurala bağladığından, genel mahkeme kararlarının icrası bakımından teminat karşılığı icra işlemleri durdurulabilirken, icra mahkemesi kararlarında böyle bir imkan bulunmamaktadır.
İcranın iadesi:
Madde 40 – Bir ilâmın bölge adliye mahkemesince kaldırılması veya temyizen bozulması icra muamelelerini olduğu yerde durdurur.
Bir ilâm hükmü icra edildikten sonra bölge adliye mahkemesince kaldırılır veya yeniden esas hakkında karar verilir ya da Yargıtayca bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilâmla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski hâline iade olunur.
Ancak üçüncü şahısların hüsnü niyetle kazandıkları haklara halel gelmez.
Temyiz yoluna başvurma ve incelenmesi
Madde 364- Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerince verilen ve miktar veya değeri elli sekiz bin sekiz yüz Türk lirasını geçen nihaî kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.
Birinci fıkrada belirtilen kararlara karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir; temyiz yoluna başvurma ve incelemesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre yapılır. Bu durumda da 363 üncü maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri uygulanır.
Temyiz yoluna başvurma, satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 02/07/2019T., 2017/347E., 2019/837K. ↩︎
- Pekcanıtez/Atalay/Özekes.: Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 2017, C.I, s. 783 ↩︎
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 04/10/2018T., 2017/98E., 2018/1425K. ↩︎
- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 09.06.2015T., 2014/8419E., 2015/5709K. ↩︎
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 30/09/2024T., 935/2653 ↩︎
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 22/04/2024T., 2023/7425E., 2024/3722K. ↩︎
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 19/04/2017T., 10663/5897 ↩︎
- Pekcanıtez/Atalay/Özekes.: İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, İstanbul, 2021, s. 42 ↩︎
- UYAR, T.: İcra ve İflas Kanunu Şerhi, Ankara, 2023, C. 2, s. 435 ↩︎

Yorum yok