MEMURİYETE KABULDE SÜRESİZ HAK YOKSUNLUĞU
BELLİ HAKLARI KULLANMAKTAN YOKSUN BIRAKILMA
Türk Ceza Kanunu’nda “yaptırım” terimine yer verilmek suretiyle, konusu suç teşkil eden eylemler için yalnızca “ceza” değil, cezalarla birlikte veya ayrıca ceza niteliği taşımayan başkaca sonuçların, yani “güvenlik tedbirlerinin” de uygulanabileceği öngörülmüştür. TCK’nın “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasındaki; “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.” biçimindeki hüküm ile de işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında orantı bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Bu düzenlemeye göre, kişilerin kusurlu olarak işledikleri suçların yaptırıma bağlanmasında fail ile fiilin özelliklerinden kaynaklanan tehlikelilik halini önlemek ve suçla etkin mücadele amacıyla Kanun’da sayılan ve hakim tarafından hükmedilen güvenlik tedbirleri; kusurlu olmadıklarından ceza verilmeyenler açısından uygulanabilen bir yaptırım olmanın yanı sıra, ceza sorumluluğu bulunan kişiler bakımından cezanın yanında uygulanabilmektedir. Bu yönüyle ceza sistemini tamamlamaya yönelik bir nitelik arz ettiği kabul edilmektedir1.
Anayasa’nın 38. maddesinin 3. fıkrasında ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerinin ancak kanunla konulacağı belirtilerek güvenlik tedbirleri yönünden kanunilik prensibi benimsenmiş, aynı doğrultuda TCK’nın 2. maddesinde de güvenlik tedbirleri yönünden kanunilik ilkesinin geçerli olduğu vurgulandıktan sonra, 53 ile 60. maddeler arasında güvenlik tedbirleri sistematik olarak sayılmıştır. TCK’nın 53. maddesinde belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma, 54. maddesinde eşya müsaderesi, 55. maddesinde kazanç müsaderesi, 56. maddesinde çocuklara özgü güvenlik tedbirleri, 57. maddesinde akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri, 58. maddesinde suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular, 59. maddesinde sınır dışı edilme, 60. maddesinde ise tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Güvenlik tedbirleri anılan maddelerde sayılanlarla sınırlı olmayıp, özel kanunlarda da kanunilik ilkesine uyulmak şartıyla farklı güvenlik tedbirlerine yer verilmesi mümkündür.
Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma
Madde 53- (1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar verilebilir.
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet halinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet halinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.
(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.
Anılan madde hükümlerinden de açıkça anlaşıldığı üzere, hak yoksunluklarının taksirle işlenen suçlarda uygulama yeri bulunmamaktadır. Hak yoksunlukları kural olarak hapis cezasının infazı ile sınırlandırılmış, infaz tamamlanmakla herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın bu hak yoksunluklarının kendiliğinden ortadan kalkacağı öngörülmüş ancak, aynı maddenin 5. fıkrasındaki düzenleme uyarınca, 1. fıkrada sayılan hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, infazın sona ermesinden sonra da, kararda ayrıca hükmedilmesi koşuluyla, hak yoksunluğunun bir süre daha devam etmesinin önüü açılmıştır. Yine, maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlü hakkında 1. fıkranın (c) bendinde yer alan kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerinin kullanılmasına ilişkin yasaklama hükmü uygulanamayacak, ayrıca cezası ertelenen hükümlü hakkında 1. fıkranın (e) bendindeki hak yoksunluğunun uygulanmamasına da karar verilebilecek, kısa süreli hapis cezası ertelenenler ile suçu işlediği sırada 18 yaşını doldurmamış kişiler hakkında ise 1. fıkradaki hak yoksunluğuna karar verilemeyecektir2.
Her ne kadar TCK’nın 53. maddesinin beşinci fıkrasında “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlığı altında düzenlenen hak yoksunluğu, güvenlik tedbirlerine ilişkin bölümde yer almış ise de; bu fıkrada düzenlenen hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasının aynı maddenin birinci fıkrasında düzenlenen hak yoksunluklarından farklı hüküm ve sonuçlar doğurması, bu anlamda birinci fıkrada “yoksun bırakılır” ifadesine yer verilirken beşinci fıkrada açıkça “yasaklanma”dan söz edilmesi, birinci fıkrada düzenlenen hak yoksunlukları yalnızca hapis cezasının yasal sonucuyken, beşinci fıkradaki yasaklamanın hem hapis hem de adli para cezası açısından uygulama alanı bulması, birinci fıkrada hâkimin süre konusunda herhangi bir takdir hakkı bulunmazken, beşinci fıkrada yasaklılık süresinin belirlenmesinin hâkimin takdirine bağlı olması, birinci fıkradaki yoksunluk hükmün kesinleşmesi ile başlarken, beşinci fıkradaki yasaklılığın cezanın infaz edilmesinden itibaren başlayacak olması, birinci fıkradaki hak yoksunlukları tüm kasıtlı suçlar için söz konusu iken, beşinci fıkradaki hak yoksunluğunun yalnızca birinci fıkrada gösterilen hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı suçlar açısından söz konusu olması ve anılan fıkrada düzenlenen hak yoksunluğunun ancak kötüye kullanılan hak ve yetkiyle ilgili olarak verilmesinin gerekmesi, mahkûmiyetin yasal sonucu olmaması nedeniyle hâkimin beşinci fıkrada düzenlenen hak yoksunluklarına hükmedildiğini kararında ayrıca göstermesi ve hükmedilen yoksunlukların süresini de belirlemesi gerektiğinin anılan maddenin gerekçesinde belirtilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; TCK’nın 53. maddesinin beşinci fıkrasının aynı maddenin birinci fıkrası gibi hükümlülüğün yasal sonucu olmayıp cezanın infazından sonra etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi gerektiği belirtilmekte ve beşinci fıkra uyarınca uygulanan güvenlik tedbirinin aleyhe bozma yasağına konu olacağı kabul edilmektedir3.
YASAKLANMIŞ HAKLARIN GERİ VERİLMESİ
01/06/2005 tarihinde ceza adalet sisteminde temel yasalar değiştirilmek suretiyle yeni bir dönem başlatılmıştır. 5352 sayılı Kanun’un 13/A maddesinin gerekçesinde de açıklandığı üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkumiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğu düşünülmediği için, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 121-124. maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 416-420. maddelerinin yerine ikame olmak üzere yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesine ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır4.
Ancak, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde, diğer kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin, belli hakları kullanmaktan süresiz olarak yoksun bırakılmasına ilişkin hükümleri saklı tutulmuş, buna bağlı olarak Anayasa’nın 76. maddesi ile Devlet Memurları Kanunu m.48/A-5, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.5/1-a, 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu m.74/1-d, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun m.10/d, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanun m.7/5 gibi özel kanunlarında belirli bir suçtan veya belirli bir cezaya mahkumiyet halinde süresiz hak yoksunluğu öngörülen suç ve mahkumiyetlerin arşiv bilgilerinin silinmesi kabul edilmemiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlerde, yasaklılığın infazın tamamlanmasıyla kalkacağı yönünde bir değişiklik yapılmadığından memnu hakların geri verilmesi yolunun kapalı tutulması uygulamada ciddi sorunlara yol açmıştır. Bu nedenle 06/12/2006 tarih ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 38. maddesiyle 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’na 13/A maddesi eklenmek suretiyle yasaklanmış hakların geri verilmesi/memnu hakların iadesi müessesesi yeniden Türk ceza adalet sistemindeki yerini almıştır:
Yasaklanmış hakların geri verilmesi
Madde 13/A – (1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla,
a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması,
b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması,
gerekir.
(2) Mahkûm olunan cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukukî nedenle son verilmiş olması halinde, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilmesi için, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi gerekir. Ancak, bu süre kişinin mahkûm olduğu hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz.
(3) Yasaklanmış hakların geri verilmesi için, hükümlünün veya vekilinin talebi üzerine, hükmü veren mahkemenin veya hükümlünün ikametgâhının bulunduğu yerdeki aynı derecedeki mahkemenin karar vermesi gerekir.
(4) Mahkeme bu husustaki kararını, dosya üzerinde inceleme yaparak ya da Cumhuriyet savcısını ve hükümlüyü dinlemek suretiyle verebilir.
(5) Yasaklanmış hakların geri verilmesi talebi üzerine mahkemenin verdiği karara karşı, hükümle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen kanun yoluna başvurulabilir.
(6) Yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde, adlî sicil arşivine kaydedilir.
(7) Yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna başvurulması nedeniyle oluşan bütün masraflar hükümlü tarafından karşılanır.
Yasaklanmış (memnu) hakların geri verilmesi kurumunun amacı yitirilen hak ve ehliyetlerin, koşullarının gerçekleşmesi halinde iyi halli hükümlüye yargı yolu ile geri verilmesini sağlamaktır5. Cezanın amaçlarından birisinin de mahkumun ıslahı olması karşısında; bunu ispat eden/gösteren kişinin ömür boyu hak yoksunluğuna muhatap olması, adil de değildir. İşte ortaya çıkabilecek bu gibi sakıncaların giderilebilmesi için, mahkumun belirli bir süreyi iyi halli olarak geçirmesi ve kanunda açıklanan diğer koşullara uymuş olması halinde yoksun kaldığı hakları tekrar kullanması, “yasaklanmış hakların geriverilmesi (memnu hakların iadesi) kurumu ile olanaklı hale gelmektedir. Bu yolla mahkûm, toplumsal yaşamın gerektirdiği etkinlikleri normal bir şekilde sürdürmesini sağlayan haklarına yeniden kavuşmanın yanı sıra, mahkumiyet sonucu yıpranan manevi itibarını da elde etme olanağına kavuşmuş olacaktır6. Buna göre, ister 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan, isterse özel bir yasadan kaynaklansın, amme hizmetlerinden yasaklanma, memuriyetten mahrumiyet, seçme veya seçilme hakkından yoksun kılınma, yasal kısıtlılık altında bulundurulma, babalık veya kocalık haklarından mahrumiyet, sürücü belgesinin geri alınması, emekli maaşından yoksun kılınma, meslek ve sanatın tatili, işyerinin kapatılması ve benzerleri gerek bir mahkûmiyet sonucu ve gerekse ceza şeklinde hükmedilen her nevi ehliyetsizliklerin memnu hakların iadesi yoluyla bertaraf edilmesine yasal bir engel bulunmadığından, anılan kanun maddesinde açıklanan süreler geçtikten sonra talepte bulunan iyi halli hükümlünün memnu haklarının iade edildiğinin bir kararla tespit edilmesinde zorunluluk bulunmaktadır7.
Yasaklanmış hakların geri verilmesinin ilk koşulu, mahkum olunan “cezanın” infaz edilmiş olmasıdır. İnfazın tamamlanmış olması ile ifade edilmek istenen husus cezanın tamamıyla yerine getirilmiş olmasıdır. Dolayısıyla hapis cezasında süre, koşullu salıverme (şartla tahliye) değil, bihakkın (tamamıyla) salıverilme tarihinden itibaren başlayacaktır8.
Anayasa Mahkemesi, ilgili mevzuat bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde yetkiyi kötüye kullanarak suç işleyen kişiye, cezanın infazından sonra uygulanmaya devam edecek olan hak yoksunluğunun yalnızca işlediği suçta kötüye kullandığı hak veya yetki ile ilgili öngörüldüğü vurgulayarak söz konusu uygulamanın, kişinin kötüye kullandığı haktan da belirli bir süre mahrum kalmasını sağlayarak suç işleyenin ifa ettiği mesleğe duyulan güvenin sarsılmasını önlemeye ve mesleki disiplini sağlamaya yönelik bir tedbir olduğu söylenebileceğini belirtmektedir9.
ÖZEL SEKTÖRDE HAK YOKSUNLUĞU
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kural olarak, ilgili kişinin mesleki yaşantısına getirilen bir kısıtlamayı Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesinin kapsamı içinde kabul etmektedir10. Mesleki hayatın kişiliğin geliştirilmesi üzerindeki etkisini gözeterek mesleki hayata getirilen sınırlamaların bireyin yakın çevresiyle ilişkilerini geliştirmesi ve sosyal kimliğini şekillendirmesi üzerinde etki doğuracağını belirtmekte ve bu bağlamdaki müdahalelerin 8. maddenin kapsamına girebileceğini değerlendirmektedir.11. AİHM, kişinin meslek hayatını etkileyen bir tedbir için öne sürülen gerekçelerin kişilerin özel hayatına ilişkin olmadığı ancak söz konusu tedbirin kişinin özel hayatına yönelik ciddi olumsuz etkilerinin bulunduğu veya bulunma ihtimalinin olduğu durumların konu edildiği başvuruların sonuca dayalı yaklaşım kapsamında Sözleşme’nin 8. maddesinin kapsamına girebileceğini ifade etmiştir. Söz konusu olumsuz etkilere ilişkin değerlendirmede AİHM, kişinin yakın çevresi üzerindeki, özellikle de maddi bakımdan ortaya çıkan sonuçları ile itibarı üzerindeki olumsuzlukları dikkate almaktadır. Bu doğrultuda, sonuca dayalı yaklaşım uyarınca inceleme yapılabilmesi için söz konusu meslekle ilgili tasarrufun özel hayat üzerinde doğurduğu etkilerin belirli önem ve ciddiyette olması şartını aramakta; asgari ağırlık seviyesine ulaşmış olması gerektiğini vurgulayarak sadece bu sonuçların çok ağır olduğu ve kişinin özel hayatını önemli derecede etkilediği durumlarda Sözleşme’nin 8. maddesinin uygulanabilir olduğunu kabul etmektedir12.
Aynı şekilde AİHM, kişilerin hem kamu sektöründe hem de özel sektörde oldukça geniş alanda iş bulmalarının engellenmesinin özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir13. Başvuranın dış dünyayla ilişki kurmasını belirli bir derecede etkileyebilecek olan avukatlık, noterlik gibi kariyer mesleklere girişe ilişkin kısıtlamaların tartışmasız biçimde özel hayatın kapsamına girdiğini, bir mesleğe girişin istihdamı da kapsayabileceğini belirtmiştir14.
Ayrıca, kariyer mesleklerinin konu olduğu sonuca dayalı yaklaşım incelemelerinde mesleğe giriş/iş seçmeye ilişkin sınırlamaları (sınav, staj gibi süreçlere katılımla), kişinin kendisine bir yön çizmesi ile idarenin tutumunun öngörülebilirliğine önem atfetmiştir. Bigaeva/Yunanistan kararına konu olayda Rus vatandaşı olan başvurucu, Yunanistan’a göç etmiş; bu ülkede oturma ve çalışma izni almıştır. Başvurucu, Atina’da hukuk fakültesinde eğitim görmüş; Atina Barosuna avukatlık stajı için kabul edilmiş ve on sekiz ay süreyle staj görmüştür. Başvurucunun bundan sonra avukatlık sınavı için Atina Barosuna yaptığı başvuru, Yunanistan vatandaşı olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. AİHM, başvurucunun avukatlık sınavına kabul edilmemesinin özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturduğunu belirterek Baronun başvurucuyu avukatlık stajına alıp avukat olarak atanacağı beklentisini oluşturduğunu ve staja kabulde başvurucunun Yunan vatandaşı olmadığını öne sürmediğini, başvurucunun zamanını ve kariyer planlarını avukat olmaya adadığını vurgulamıştır. Aradan on sekiz ay geçtikten sonra vatandaşlık şartını taşımadığı ileri sürülerek avukatlık mesleğine girmesinin engellenmesinin başvurucunun çalışma hayatını önemli şekilde etkilediğini saptamıştır15.
Anayasa Mahkemesi de benzer şekilde, dış dünya ile irtibat kurulmasında önemli bir işlevi olan mesleki hayata özel hayata ilişkin birtakım nedenlerle müdahalede bulunulması ya da özel hayata ilişkin unsurlar gerekçe gösterilerek kısıtlayıcı yönde tedbirler alınmasının, bu kapsamdaki uyuşmazlıkların özel hayat çerçevesinde ele alınması bakımından yeterli olduğunu ifade etmiştir16.
Anayasa Mahkemesi, hakkında “yüzde sabit iz oluşturacak şekilde yaralama” suçundan erteleme kararı verilen başvurucunun denetim süresini iyi halli geçirdiği ve memnu haklarının iadesine karar verildiği olayda, hapis cezasının ertelenmesi keyfiyetinde hapis cezasına bağlı tüm sonuçların tıpkı normal bir hapis cezasına bağlı sonuçlar gibi ortaya çıkacağının altını çizerek erteleme kararının 657 sayılı Kanun’da getirilen devlet memuru olma şartları bakımından bir farklılık arz etmediğini, ayrıca başvurucunun da anılan Kanun maddesinde sayılan suçlardan mahkûmiyetinin, memnu hakların iade edilmesine rağmen özel sektörde de çalışmaya engel olduğuna veya maruz kaldığı idari işlemin etkileri nedeniyle mesleki gelişimini engellediğine ya da özel sektörde çalışamadığına dair bir delillendirme yapmadığını, İdare tarafından özel sektörde çalışma yasağı içeren bir karar alındığına dair bir iddiasının bulunmadığını, somut olaya konu idari işlemin özel sektörde çalışmayı engelleyen bir içeriğinin olduğunu da ortaya koyamadığını vurgulamış, bu itibarla başvurucunun sınavı kazanarak harita mühendisi sıfatıyla atanmaya hak kazanmasına rağmen atama tarihi itibarıyla geçerli olan Kanun’da belirlenen kamu görevlisi olarak atanma şartlarını taşımadığının tespit edilmesi üzerine atamanın yapılmamasının – başvurucunun özel sektörde çalışma imkânının olması hususları da gözetildiğinde – demokratik toplum gereklerine uygun ve ölçülü olduğunu tespit etmiş ve Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.17
Anayasa Mahkemesi’nce somut norm denetimi kapsamında ele alınan ve anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan mahkûm olanların hekimlik mesleğini hem özel sağlık kuruluşlarında hem de serbest olarak icra edemeyeceklerini öngören 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 28. maddesi bağlamında yapılan değerlendirmede; hekimlik mesleğinin sağlık hizmeti içindeki rolü ve önemi gözetilerek mesleğin icrasına getirilen sınırlamanın amacının mesleğin onur ve itibarını korumak olduğu; hekimlik mesleğinin, yer ve zaman sınırlaması olmaksızın toplum yararına hizmet etmeyi gerektiren, insan yaşamının korunmasını amaç edinen bir nitelik taşıması itibarıyla hekimlerin tabi olması gereken kanuni ve etik sınırların diğer pek çok meslekten daha ayrıntılı ve katı bir şekilde düzenlenmesinin olağan kabul edilmesi gerektiği ifade edilerek bazı suçlardan mahkûm olanların bu mesleği icra etmesinin yasaklanmasının anayasal yönden meşru bir amaca dayandığı ve söz konusu amaca ulaşılması bağlamında elverişlilik şartını sağladığı kanaati bildirilmiştir.
Devamında, kural uyarınca anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan mahkûm olanların özel sağlık kuruluşları bünyesinde veya serbest olarak hekimlik mesleğini icra etmelerinin süresiz olarak kısıtlandığı, bununla beraber yasaklanmış hakların geri verilmesi kararıyla hekimlik mesleğinin icrasının önünde bir engel olmadığı vurgulanarak Anayasa’ya aykırılık itirazının reddine karar vermiştir18.
Buna karşın bir başka kararında, başvurucunun özel bir klinikte göz hekimi olarak çalıştığı sırada hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesini müteakip çalışma izin belgesinin süresiz olarak iptal edilmesi nedeniyle yapmış olduğu başvuru hakkında; mezkur yaptırımın belirli bir yer ve süre sınırı olmaksızın uygulandığı, yaptırımın sonucu olarak başvurucunun yalnızca kamu sektöründe değil özel sektör bünyesinde de bir daha hekimlik mesleğini yapamayacağı, kamu sektörü bir yana özel sektörde dahi mesleğini icra etmesinin yasaklanması sonucunda ilgilinin katlanması gereken külfetin ağırlığı ile bu yaptırımdan beklenen genel yarar arasında adil bir dengenin kurulamadığı hususları nazara alınmış ve başvurucunun özel hayatına yapılan müdahalenin orantısız olduğu sonucuna varılmıştır19.
KAMU HİZMETLERİNDEN HAK YOKSUNLUĞU
Kanun koyucunun kamu hizmetlerinin kesintisiz bir şekilde yürütülmesini teminat altına almak üzere kamu görevlilerinin atanma ve nakillerine ilişkin esasların belirlenmesi hususunda takdir yetkisini haiz olduğu tartışmasızdır. Öte yandan, Anayasa’nın 129/1. maddesi hükmü ile memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla mükellef oldukları belirtilmiştir. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin Anayasa’ya ve kanunlara sadakat yükümlülüğünün kamu hizmetlerinin devamlılığının ve belli bir disiplin içinde yürütülmesinin sağlanmasıyla yakından ilgili olduğu anlaşılmaktadır20.
Anayasa Mahkemesi, kamu görevlilerinin sadakat, tarafsızlık ve devlete bağlılık yükümlülüğü çerçevesinde devleti temsil eden kişiler olduğu da gözetildiğinde kamu görevlerine atanacak kişiler bakımından bazı nitelikler öngörüldüğünü ve atama için aranan niteliklerin görev süresince devam etmesi gerektiğini, aksi durumun yaptırıma bağlanmasının anılan takdir yetkisi kapsamında kaldığını ve kamu hizmetinin etkin, sağlıklı ve tarafsız bir biçimde yürütülmesi ile millî güvenliğin sağlanması amacına hizmet ettiğini değerlendirmiştir21.
Anayasa’nın “Kamu hizmetlerine girme hakkı” başlıklı 70. maddesinde, “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan Anayasal kural karşısında, hakkında verilmiş bir mahkumiyet kararı sonrasında belli kamu haklarını kullanmaktan yoksun kılınan vatandaşların, memnu haklarının mahkeme kararı ile iadesi sonrasında kamu hizmetine alınmada, başvuru yapma ve sınavlara katılma hususunda diğer vatandaşlardan farksız oldukları konusunda bir duraksama bulunmamaktadır.
Öte yandan, Kanun koyucu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinde Devlet memurluğuna başvuru koşulları bulunan vatandaşların belli şartları taşıması halinde memuriyete alınması konusundaki iradeyle bu maddenin (A) bendinde tüm memuriyetler için aranacak genel şartları saptamış, (B) bendinde ise yapılacak hizmetin niteliği gereği olan ve ayrıca idarelerin mevzuatında belirtilen özel şartların başvuran kişide bulunması gerektiğini belirtmiştir. Anılan maddenin (A) bendinde memuriyete girişte, kamu haklarını kullanma konusunda hiçbir engeli bulunmayan Türk vatandaşları için yaş, öğrenim, kamu haklarından yoksun bulunmama, kasten işlenen bir suçtan bir yıl veya affa uğramış olsa bile belli suçlardan mahkum olmama, askerlikle ilgisi bulunmama, görevini devamlı yapmasına engel olabilecek bir akıl hastalığı bulunmama gibi şartlar getirilmiş, dolayısıyla Kanun koyucu tarafından memuriyete girişte kamu hizmetinin etkin, güvenli ve verimli şekilde yürütülmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Bu itibarla, memuriyete girişte kamu haklarını kullanma konusunda herhangi bir engeli bulunmayan tüm vatandaşlar için bu şartların aranması Anayasa’nın 70. maddesine aykırı olmadığı gib, memnu hakların iadesi kararıyla verilen kamu haklarını kullanma yetkisinin sonuçsuz kalmasına yönelik bir düzenleme değildir. Zira belli bir mahkumiyet nedeniyle kamu hakları kısıtlanan bir kişi, memnu hakların iadesi kararı sonrasında kamu personeli alımı için yapılan bir sınava başvurabilecek, ancak 657 sayılı Kanun’un 48. maddesi ile getirilen genel ve özel şartları taşıması durumunda atanabilecektir.
657 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (A) bendinin 5 numaralı alt bendinde, “Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.” şartı aranmıştır.
Hukukumuzda genel af ve özel af şeklinde iki müessese öngörülmüştür. Genel af, kamu davasını, hükmolunmuş cezaları ve mahkumiyetin tüm neticelerini ortadan kaldıran bir yasama işlemidir. Özel af ise yalnızca kesinleşmiş bir cezayı kaldıran, cezayı hafifleten veya daha hafif bir cezaya çeviren bir müessesedir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48/A-5 maddesinde değişiklik yapan ve 08/02/2008 tarih ve 26781 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun’un 317. maddesinin gerekçesinde, “affa uğramış olsa bile” ibaresi için şu açıklama yapılmıştır: “Keza, söz konusu alt bende, ‘devletin güvenliğine karşı suçlar’ ibaresinden önce gelmek üzere ‘affa uğramış olsa bile’ ibaresi eklenmiştir. Anayasa’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri arasında genel ve özel af çıkarma yetkisi sayılmıştır. Bu iki af türünün hukuki sonuçları arasındaki fark, Türk Ceza Kanunu’nun 65. maddesinde ortaya konmuştur. Bu durum karşısında madde metnine eklenen ‘affa uğramış olsa bile’ ibaresini özel affa özgülemek gerekir.” denilmiştir. Diğer taraftan, 657 sayılı Kanun’nun 48/A-5 maddesinin ilk halinde ve devamı değişikliklerinde “…hükümlü bulunmamak” keyfiyeti aranmakta iken, 23/01/2008 tarihinde kabul edilen 5728 sayılı Kanun’un 317. maddesiyle getirilen ve halen yürürlükte bulunan düzenleme ile bu keyfiyet, “…mahkum olmamak” şeklinde değiştirilmiştir. Memnu hakların iadesi, mahkumiyet kararını ortadan kaldıran değil, yalnızca yasaklanmış bazı hakların iadesine yönelik bir karardır. Hal böyle iken kanun koyucu tarafından, “devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık” gibi suçlardan mahkumiyet hali, genel af hariç kesinleşmiş bir cezayı kaldıran, cezayı hafifleten veya daha hafif bir cezaya çeviren özel af halinde memuriyete alınma konusunda bir engel olarak belirlenmişken, özel affa göre daha dar kapsamlı olan ve mahkumiyet hükmünü ortadan kaldırmayan memnu hakların iadesi halinin, memuriyete girmeye evleviyetle engel olacağı kabul edilmektedir22.
Emsalen, Devlet Güvenlik Mahkemesinde mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesinde düzenlenen “Terör örgütüne yardım ve yataklık etmek” suçundan yargılanan ve 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılan davacının, anılan mahkumiyet nedeniyle 657 sayılı DMK’nın 48. maddesinde belirtilen Devlet memurluğuna atanacaklarda aranan genel şartları taşımadığından bahisle idarece atamasının yapılmaması üzerine yasaklanmış haklarının iadesi kararı aldığını ileri sürerek işlemin iptali istemiyle açtığı davada Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, memnu hakların iadesi kararının bazı kamu haklarından yoksun kılınmadan kaynaklanan ehliyetsizlikleri gelecek için ortadan kaldırarak ilgilisine, kullanılması men edilen belli hakları kullanma yetkisini verdiğini kabul etmekle birlikte anılan bu kararın, 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 168/2. maddesi uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılması yönünde mahkumiyet kararı bulunan davacıya 657 sayılı DMK’nın 48. maddesinde belirtilen “…affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak” şartını taşıma bakımından bir hak doğurmadığı ifade edilmiş ve dava konusu işlemin hukuka uygun olduğuna karar vermiştir23.
Ceza yargılaması neticesinde bir yıldan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere bir denetim süresi belirlenmek suretiyle hükmedilen ve denetim süresinin yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde cezanın infaz edilmiş sayılmasına yol açan erteleme kararının memnu hakların iadesine etkisini ele almak gerekirse söz konusu düzenlemenin 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesinde bir infaz rejimi olarak düzenlendiği, infazın şekli dışında normal bir hapis cezası mahkûmiyetinden sonuçları bakımından farkı bulunmadığı göz önüne alındığında 657 sayılı Kanun’un 48/1-(A)-(5) numaralı hükmün, anılan düzenlemedeki şartların sağlanması durumunda cezası ertelenen kişiler hakkında da uygulanabilmektedir.
Nitekim Yargıtay da birçok kararında erteleme kurumunun koşullu bir af olmayıp bir infaz rejimi niteliğinde bulunduğunu, kişinin denetim süresini iyi hâlli olarak geçirmesi hâlinde cezasının infaz edilmiş sayılacağını, bu açıdan adli para cezasına çevirme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumlarından farklı olduğunu ifade etmiştir24.
Doktrinde ve yargı kararlarında her ne kadar yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesini yeniden düzenleyen 5352 sayılı Kanun’un 13/A maddesinin 2006 yılında yürürlüğe girmesinden sonra 657 sayılı Kanun’un 48/A-(5) maddesinde 2008 yılında 5728 sayılı Kanun ile değişiklik yapılarak maddeye, “Türk Ceza Kanunu’nun 53’üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile;” ibaresi eklenmişse de memnu hakların iadesi kararı alınsa dahi devlet memuru olunamayacağına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediğine dikkat çekilerek “Türk Ceza Kanunu’ndaki süreler geçirilmiş olsa bile” ibaresiyle maddede belirtilen suçlardan dolayı mahkûm olan ve bu mahkûmiyeti nedeniyle belli hakları kullanmaktan yasaklanan kişilerin Devlet memuru olamayacağı, yasaklanmış hakların iadesi kararı alınması durumunda ise, mahkûmiyet ortadan kalkmamakla birlikte bu mahkûmiyetten doğan veya mahkûmiyetle birlikte hükmedilen ehliyetsizliklerinin ileriye dönük olarak ortadan kalkacağı belirtilmektedir.
Gerçekten, 657 sayılı Kanun’un 48/A-(5). maddesi hükmünün özel kanun hükmü olduğu, 5352 sayılı Kanun’un 13/A maddesi hükmünün ise genel kanun hükmü olduğu ve Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı İstanbul Bölge Müdürlüğünde 657 sayılı Kanun’nun 4/C maddesi kapsamında geçici personel olarak çalışan davacının 657 sayılı Kanun’un özel hükmü uyarınca memuriyete alınma şartlarını taşımadığı gerekçesiyle memuriyete yeniden kabul edilemeyeceğine yönelik işlem hakkında davacının sözü edilen mahkûmiyetine bağlı olan hak yoksunluğunun, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihten önce aldığı memnu hakların iadesi kararı ile ortadan kalktığı, dolayısıyla davalı idarece takdir yetkisi çerçevesinde oluşan yeni koşullara göre bir değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır25.
Bununla birlikte, memnu hakların iadesi kararının, ilgili kişiye bu karar uyarınca doğrudan memuriyete alınma hakkı vermeyip memuriyete başvurma hakkı sağlayacağı, idarenin bu noktada kadro ve ihtiyaç durumunu gözeterek takdir yetkisini kullanacağının altı çizilmelidir.
Danıştay önüne gelen bir başka uyuşmazlıkta, meslekten çıkarma işleminin tesis edildiği tarihte davacı hakkında güveni kötüye kullanma suçundan kesinleşmiş bir ceza mahkumiyeti bulunması nedeniyle Avukatlık Kanunu’nun 5. maddesinde sayılan güveni kötüye kullanma suçundan aldığı ceza mahkumiyetinin, aynı Kanun’un 136. maddesine göre meslekten çıkarma cezası verilmesini gerektirmesi karşısında dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, idari işlemlerin hukuka uygunluk denetimlerinin tesis edildikleri tarihteki hukuki duruma göre yapılması gerektiğinden dava konusu işlemlerin tesis edildiği tarihten sonra verilen ve işlem tarihi itibarıyla mahkumiyet hükmünü ortadan kaldıran bir niteliği bulunmayan “yasaklanmış hakların iadesi” kararının, hükme esas alınmasının mümkün olmadığına, davacının anılan karara dayalı olarak idareye yaptığı başvurunun geleceğe etkili olarak kabul edileceğine ve davacının yeniden levhaya yazılarak avukatlık mesleğini icra etmeye başlayabileceğine dikkat çekilmiştir26.
Benzer şekilde; idari yargı denetiminin, işlemin tesis edildiği tarihteki mevzuata uygunluğunun denetlenmesi ile sınırlı olduğu gözetilerek, dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla güveni kötüye kullanma suçundan üç ayrı mahkumiyeti bulunan ve bu mahkumiyetleri de kesinleşerek adli sicil kaydında görünen serbest muhasebeci mali müşavir hakkında yapılan denetim sonucunda 3568 sayılı Kanunun 4/d maddesinde belirtilen meslek mensubu olabilmenin genel koşullarını karşılamadığı, verilen süre zarfında da yasaklanmış hakların geri verilmesi kararının sunulmadığından bahisle meslek ruhsatının iptal edilmesi ile Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) tarafından meslek ruhsatları iptal edilen meslek mensuplarının üye kayıtlarının silinmesi, ilgililere ait ruhsat, kimlik ve varsa kaşelerinin iadesinin istenilmesine ilişkin işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmış, 3568 sayılı Kanun’un 4/d maddesinden kaynaklanan engel halin yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı ile birlikte ortadan kaldırılabileceğine dikkat çekilerek anılan kararın davalı idareye sunulması durumunda davacının yeniden ruhsat başvurusunda bulunabileceği belirtilmiştir27.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17/09/2013T., 56/364 ↩︎
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 20/09/2023T., 2019/456E., 2023/457K. ↩︎
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 27/09/2023T., 2021/26E., 2023/478K. ↩︎
- Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 16/10/2018T., 1879/3489 ↩︎
- Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 16/06/2022T., 2021/19474E., 2022/6233K. ↩︎
- Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 03/07/2019T., 2018/11625E., 2019/9467K. ↩︎
- Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 09/12/2019T., 12204/14564 ↩︎
- Yargıtay 19. Ceza Dairesi, 26/01/2021T., 2020/2523E., 2021/533K. ↩︎
- Anayasa Mahkemesi, Özlem Kenan, B. No: 2018/25808, 7/4/2021, §60 ↩︎
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sodan/Türkiye, B. No: 18650/05, 2/2/2016, § 37 ↩︎
- AİHM, Fernández Martínez/İspanya, B. No: 56030/07, 12/6/2014, § 109. Bununla birlikte AİHM, Sözleşme’nin kamu görevlerine girme hakkını garanti etmediğini pek çok kararında belirtmiştir: AİHM, Sidabras ve Džiautas/Litvanya, § 46; Glasenapp/Almanya, B. No: 9228/80, 28/8/1986, § 49; Thlimmenos/Yunanistan, B. No: 34369/97 6/4/2000, § 41). ↩︎
- AİHM, Denisov/Ukrayna,B. No: 2011/76639, 25/9/2018, §107. İfade edilmelidir ki AİHM, başvurucuların şikâyet edilen tasarrufun özel hayatları üzerindeki olumsuz sonuçlarını somut verilere dayalı olarak uygun şekilde ispatlamakla yükümlü olduklarına ve söz konusu şikâyetlerin ulusal merciler önünde de uygun şekilde dile getirmiş olmalarını titizlikle incelemektedir. ↩︎
- Sidabras ve Džiautas/Litvanya, § 48-50) ↩︎
- AİHM, Bigaeva/Yunanistan, B. No: 26713/05, 28/5/2009, § 25; Şahin Kuş/Türkiye, B. No: 33160/04, 7/6/2016, § 34; Mateescu/Romanya, B. No: 1944/10, 14/1/2014, § 20) ↩︎
- Bigaeva/Yunanistan, §18,19 ↩︎
- Anayasa Mahkemesi, C.A. (3), B. No: 2018/10286, 02/07/2020, §91) ↩︎
- Anayasa Mahkemesi, Cem Turğut, B. No: 2019/16656, 18/10/2023, §45): “Ayrıca başvurucunun kamu görevlisi olarak atandığı tarihte meri kanunda aranan şartları sağlar nitelikte olması ve görevi süresince de bu nitelikleri kaybetmemesi kamu hizmetinin etkin ve tarafsız bir şekilde yürütülmesi amacının da bir gereğidir.” Benzer yönde AYM, Enis Aras, B. No: 2018/36485, 14/12/2022, §73) : “(…) başvurucunun doktor olarak atanmasından yaklaşık yedi ay sonra, atama tarihi itibarıyla geçerli olan Kanun’da belirlenen kamu görevlisi olarak atanma şartlarını taşımadığının tespit edilmesi üzerine atamanın iptal edilmesinin -başvurucunun devlet görevlisi olarak çalıştığı süre ve özel sektörde çalışma imkânının olması hususları da gözetildiğinde- demokratik toplum gereklerine uygun ve ölçülü olmadığı söylenemeyeceği (…)” ↩︎
- Aksi yönde Anayasa Mahkemesi, 25/02/2010T., 2008/17E., 2010/44K.: “Dava konusu düzenlemeler, meslek veya görevlerin özellikleri, suçların niteliği, bu suçlara verilen cezalar ve cezaların süresi, kasıtla veya taksirle işlenip işlenmediğine bakılmaması ve bir kademelendirme de yapılmaması ve bu suçlardan mahkum olanların belirli meslekleri ve görevleri sürekli olarak icra edememeleri, işledikleri suçlara göre adaletli ve eylemle orantılı olmayan ölçüsüz bir hak yoksunluğuna yol açması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen ‘Hukuk Devleti’ ilkesine aykırıdır. İptali gerekir.”
↩︎ - Anayasa Mahkemesi, Ahmet Gödeoğlu, B. No: 2018/28616, 17/11/2021 ↩︎
- Anayasa Mahkemesi, Namet Sevinç, B. No: 2015/9155, 10/1/2019, §42 ↩︎
- Anayasa Mahkemesi, A.K., B. No: 2015/10298,7/3/2019,§52 ↩︎
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 05/10/2023T., 444/1833: Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı (EKPSS) sonucuna göre Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Tunceli ili, Nazimiye İlçe Müftülüğüne hizmetli olarak yerleştirilen davacı hakkında, adli sicil kayıtlarının tetkiki sonucunda yasa dışı silahlı örgüt kurmak veya katılmak suçundan mahkumiyetinin bulunduğu ve bu mahkumiyeti nedeniyle 657 sayılı Kanun’un 48/A-(5) maddesinde düzenlenen Devlet memurluğuna alınma şartlarını taşımadığı gerekçesiyle atamasının yapılmaması yolunda tesis edilen dava konu işlem yönünden, davacının kamu görevine alınmasına yönelik hak yoksunluğunun devam ettiği belirtilerek hukuka aykırılık bulunmadığına karar verilmiştir. Aynı yönde Danıştay 12. Dairesi, 17/04/2024T., 1554/1922: “(…) memnu hakların iadesi kararının, mahkumiyet kararını ortadan kaldıran bir karar olmayıp, yalnızca yasaklanmış bazı hakların iadesine yönelik bir karar olduğu (…)”. Aksi yönde Danıştay 12. Dairesi, 23/10/2018T., 4/4553: “5352 sayılı Kanun’a 2006 yılında 13/A maddesinin eklenmesiyle getirilen yasaklanmış hakların geri verilmesi düzenlemesinden sonra, memnu hakların iadesi kararı alınsa dahi devlet memuru olunamayacağına ilişkin bir hüküm de getirilmemiştir.” ↩︎
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 25/10/2021T., 2019/3092E., 2021/2021K. ; (Aynı yönde: Danıştay 8. Dairesi, 17/11/2021T., 2018/2262E., 2021/5405K.) ↩︎
- Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 22/09/2022T., 4141/12664: “5237 sayılı Kanun’un 51. maddesinde düzenlenmiş olan hapis cezasının ertelenmesinin, şartlı bir af olmayıp, hürriyeti bağlayıcı cezanın bir infaz şekli olması, bu anlamda belirlenen denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlenmesi ya da yükümlülüklere uygun davranılmaması nedeniyle, erteli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verildiği takdirde kişi hürriyetini sınırlaması, denetim süresinin kasıtlı suç işlenmeden geçirilmesi, yükümlülük belirlenmiş ise yükümlülüklere uygun davranılması nedeniyle hapis cezasının infaz edilmiş sayılması halinde ise, infaz edilmiş hapis cezasına mahkumiyetin yasal sonuçlarının olacağı (…)” ↩︎
- Danıştay 12. Dairesi, 16/05/2022T., 2018/1627E., 2022/2565 ↩︎
- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 30/12/2021T., 3499/956. Buna karşın Danıştay’ın, davacının avukatlık ruhsatnamesinin iptali ile adının bir daha yazılmamak üzere levhadan silinmesine ilişkin işlemin hukuka uygunluğunun denetlendiği yargılama sürecinde ortaya çıkan ve uyuşmazlığın esasına etki edebilecek nitelikte bulunan hukuki durumların res’en göz önüne alınacağını belirterek dava devam ederken sunulan yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin karar ile birlikte Avukatlık Kanunu’nun 5/1-a maddesinden kaynaklanan ehliyetsizlik halinin ortadan kalktığı, oluşan yeni hukuki durum göz önünde bulundurularak davacının ruhsatnamesinin iptali ile adının bir daha yazılmamak üzere levhadan silinmesine ilişkin dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı hale geldiği sonucuna vardığı kararı da bulunmaktadır: Danıştay 8. Dairesi, 14/10/2021T., 2019/3267E., 2021/4583K. ↩︎
- Danıştay 8. Dairesi, 21/10/2021T., 2019/6246E., 2021/4733 ↩︎

Yorum yok