İNSAN TİCARETİ SUÇU
Dünya genelinde yaşanan iç savaşlar, etnik temelli çatışmalar, açlık, ekonomik bunalımlar, hayat standartlarının düşüklüğü, baskıcı ve otoriter rejimler gibi sebeplerle insanlar, kimi zaman can güvenliklerini korumak kimi zaman temel hak ve hürriyetlerini özgür biçimde kullanabilmek ve kimi zaman da sosyal ve ekonomik refaha kavuşabilmek amaçlarından birini veya birden fazlasını gözeterek yasal ya da yasa dışı göç yollarına başvurmaktadır. Genellikle uyuşturucu kartelleri ya da organ tacirleri gibi organize suç örgütleri tarafından gerçekleştirilen ve tarihsel bağlamda da kölelik, esirlik gibi insan onurunu zedeleyen kavramlarda karşılığını bulan insan ticareti suçu, bireyin, ailenin ve ve küresel boyutta toplumun refahını tehlikeye atarak kadın ve çocuklar başta gelmek üzere insanların tehdit, baskı, cebir, hile ya da içinde bulundukları çaresizlik nedeniyle birçok riski göze alarak kendilerine vaat edilen iş ve eğitim gibi olanaklardan faydalanma umuduyla, yabancı ülkelere çoğunlukla yasa dışı yollardan girmelerine ve taahhüt edilen yaşam standartlarının çok altında zorla çalıştırılma, hizmet etme, dilencilik, pornografi, kaçırılma, fuhuş yapma, esir edilme ya da organ ticareti gibi istismar ve sömürü niteliğindeki insanlık dışı muameleye maruz kalmalarına yol açmaktadır.
Uluslararası Göç Örgütü (The International Organization for Migration) tarafından toplanan veriler ile vakaların üçte ikisinde mağdurların seyahatleri sırasında bir şekilde istismar edildikleri; yani zaten bir tür istismar mağduru olarak hedef ülkenin resmi sınırlarını geçme olasılıklarının yüksek olduğu, bunların üçte birinin yurt dışında kendilerine vaat edilen yeni fırsatları yakaladıklarına inanarak kaçırıldıklarının farkında dahi olmayabileceği tespit edilmiştir. Bu çerçevede, yılda 800.000 insanın transit ya da hedef ülkelere kaçırıldığı, çok daha fazlasının ise kendi vatanlarının sınırları içinde insan tacirlerinin tahakkümü altına girdiği belirtilmektedir.
Ucuz iş gücü, eğlence ve hizmet sektöründeki yoğun talep, suçtan elde edilen menfaatin yüksek olması, kaçakçılık faaliyetlerinin yerel anlamda kökleşmiş organize suç örgütleri tarafından yürütülmesi sebebiyle Devletler tarafından yürütülen soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin yetersiz kalması, kimi ülkelerde güdülen ceza politikasının caydırıcılıktan uzak olması, çoğunlukla kadın ve çocuklardan oluşan mağdurların misilleme ve yıldırma gibi çeşitli yöntemlerle korkutularak baskı altına alınmaları nedeniyle yetkililere gerekli ihbar ve bildirimleri yapamaması gibi sebepler suçun dünya genelinde yaygınlaşmaya devam etmesinde temel faktörler olarak sayılmaktadır. İnsan ticareti suçuyla mücadele edebilmek için suçun sınıraşan vasfı göz önüne alınmakta ve uluslararası düzlemde Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler Topluluğu ile Uluslarası Göç Örgütü gibi sivil toplum kuruluşları marifetiyle suçun önlenmesi, mağdurların korunması ve hem fiziksel hem de psikolojik anlamda iyileştirilmeleri ile hayatlarını yeniden inşa ederek topluma entegre olmaları ya da kaynak ülkelerine gönüllü geri dönmeleri için mağdur odaklı bir yaklaşımla global boyutta yasal ve idari düzenlemeler yapılmaktadır.
Temel Uluslararası Düzenlemeler ve İç Hukukumuza Yansımaları
25/07/1951 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İnsan Ticaretinin ve İnsanların Fuhuş Yoluyla Sömürülmesinin Yasaklanması Sözleşmesi’nin başlangıç kısmı şöyledir:
“Fuhuş ve bunun beraberinde fuhuş amacıyla insan ticareti, insan onuru ve değeri ile bağdaşmamaktadır ve bireyin, ailenin ve toplumun refahını tehlikeye atmaktadır.”
30/01/2003 tarihli ve 4804 sayılı Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun’la onaylanması uygun bulunan, Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiş olan 12-13 Aralık 2000 tarihli Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol’ün (Palermo Protokolü) 3. maddesi şöyledir:
“Bu Protokol’un amaçları bakımından:
(a) “İnsan ticareti”, kuvvet kullanarak veya kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde zorlama, kaçırma, hile, aldatma, nüfuzu kötüye kullanma, kişinin çaresizliğinden yararlanma veya başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye veya başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla kişilerin istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması anlamına gelir. İstismar terimi, asgari olarak, başkalarının fuhuşunun istismar edilmesini veya cinsel istismarın başka biçimlerini, zorla çalıştırmayı veya hizmet ettirmeyi, esareti veya esaret benzeri uygulamaları, kulluğu veya organların alınmasını içerecektir.
(b) İnsan ticaretinin (a) bendinde belirtilen yöntemlerden herhangi biriyle yapılmış olması halinde, mağdurun bu istismara razı olup olmaması durumu değiştirmeyecektir.
(c) Bu maddenin (a) bendinde öngörülen yöntemlerden herhangi birini içermese bile, çocuğun istismar amaçlı temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim alınması “insan ticareti” olarak kabul edilecektir.
(d) Onsekiz yaşının altındaki herkes “çocuk” kabul edilecektir.”
Türkiye, 1956 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen “Köleliğin, Köle Ticaretinin ve Köleliğe Benzer Kurumların ve Uygulamaların Kaldırılması Hakkında Ek Sözleşme”yi 1957 yılında imzalamış; 06/01/1964 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 361 sayılı Kanun’la bu Sözleşme’nin onaylanmasını uygun bulmuştur.
1 Şubat 2008 tarihinde yürürlüğe giren ve ülkemizin 2009 yılında taraf olduğu Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi’nde işbu sözleşmenin örgütlü olup olmadığına bakılmaksızın ulusal veya sınıraşan insan ticaretinin her şekli için uygulanacağı öngörülmekle suçun önlenmesi bakımından uluslararası işbirliğinin teşvik edilmesi, etkili soruşturma ve kovuşturmanın teminat altına alınarak mücadele edilmesi, mağdurların ve tanıkların desteklenmeleri ve korunmaları için bu alanda çalışan ilgili tüm kurum ve kuruluşlar arasında eşgüdümlü ortak bir platform oluşturulması amaçlanmıştır.
Ülkeye yasal olarak giriş ve ikameti sağlayacak şartlara dair doğru bilgilerin, özellikle ilgili birimler tarafından duyurulması yoluyla göçün yasal olarak gerçekleştirilmesini sağlayacak uygun tedbirlerin alınması, bu doğrultuda kişilerin seyahat özgürlükleriyle ilgili uluslararası düzenlemelere halel getirilmeksizin, suçun önlenmesi ve ortaya çıkartılması için sözleşmeci devletlerin sınırlarındaki kontrolleri mümkün olduğu ölçüde güçlendirmeleri, sınır kontrol birimleri arasındaki işbirliğini teşvik etmeleri, suçun işlenmesinde ticari nakliye şirketleri tarafından işletilen taşıma araçlarının kullanılmasının önlenmesi bakımından iç hukuklarında gerekli mevzuat düzenlemelerini yapmaları Sözleşme’de sayılan tedbirlerden bazılarıdır. Ayrıca, tarafların, bir kişinin mağdur olduğuna inanılması için geçerli sebeplerin varlığı halinde, o kişiye en az 30 günlük bir iyileşme ve düşünme süresini sağlayacakları belirtilerek bu sürenin söz konusu kişinin iyileşmesi ve tacirlerin etkisinden kurtulması ya da yetkili birimlerle kurulacak iş birliği konusunda bilinçli karar vermek için yeterli bir süre olması gerektiğinin altı çizilmiştir. Verilen süre zarfında ilgili kişiye yenilenebilir ikamet izni verilecek ve sınırdışı kararları infaz edilmeyecektir.
Bunun yanında istismar konusu hizmetlerden, ilgili kişinin, insan ticareti mağduru olduğunu bilerek yararlanmanın caydırılması bakımından sözleşmeci devletlerin iç hukukunda suç sayılması için gerekli mevzuat düzenlemelerinin ve diğer tedbirlerin alınacağı, suçun teşebbüs aşamasında kalmasının da yaptırıma bağlacağı öngörülmüştür.
Ayrıca, cezalandırmama şartı olarak tanımlanan ve mağdurların karıştıkları yasa dışı eylemlerden dolayı, hukuk sisteminin temel ilkelerine uygun olarak, yasal düzenlemelere aykırı davranmaya zorlandıkları ölçüde cezalandırılmamaları olanağının sağlanması kural altına alınmıştır.
Sözleşme’de belirlenen izleme mekanizması uyarınca öngörülen düzenlemeler ve tedbirlerin sözleşmeci devletler tarafından uygulanmasını takip etmek üzere İnsan Ticareti ile Mücadele Uzman Grubu (The Group of Experts on Action against Trafficking in Human Beings (GRETA)) kurulmuş, birim yılda üç kez genel oturumlar halinde toplanarak sözleşme hükümlerinin yürürlüğe koyulması için alınan yasal ve diğer önlemleri değerlendiren ülke raporları hazırlamaktadır.
İç hukukumuz bakımından, Anayasa’da, münhasıran insan ticaretiyle mücadeleyi düzenleyen bir hüküm bulunmamakla birlikte temel haklar ve özgürlükler kapsamında insan ticaretine yol açabilecek durumların yasaklanması yönünden kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı (madde 17), zorla çalıştırma yasağı (madde 18), kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı (madde 19), özel hayatın gizliliği (madde 20), suç ve cezalara ilişkin esaslar (madde 38), ailenin korunması ve çocuk hakları (madde 41), çalışma ve sözleşme hürriyeti (madde 48), çalışma hakkı ve ödevi (madde 49), çalışma şartları ve dinlenme hakkı (madde 50) ve sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenlere (madde 61) ilişkin hükümler yol gösterici olarak değerlendirilmektedir.
Belirtilmelidir ki, 11/04/2013 tarih ve 28615 sayılı Resmi Gazetede yayımlanlanan ve yabancıların Türkiye’ye girişleri, Türkiye’de kalışları ve Türkiye’den çıkışları ile Türkiye’den koruma talep eden yabancılara sağlanacak korumanın kapsamına ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları düzenleyen 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 30. maddesinde sayılan ikamet izni çeşitlerinden biri olan insan ticareti mağduru ikamet izninde, suçun mağduru olduğu veya olabileceği yönünde kuvvetli şüphe duyulan yabancılara, yaşadıklarının etkisinden kurtulabilmeleri ve yetkililerle iş birliği yapıp yapmayacaklarına karar verebilmeleri amacıyla valiliklerce otuz gün süreli ikamet izni verilmesi öngörülmüştür. Kanun koyucu, bu ikamet izni çeşidinde, diğer ikamet izinlerinin verilmesindeki şartların aranmayacağını, söz konusu otuz günlük sürenin mağdurun güvenliği, sağlığı veya özel durumu nedeniyle, toplam üç yılı geçmemek kaydıyla, en fazla altışar aylık sürelerle uzatılabileceğini kural altına almıştır. Ayrıca mağdur destek sürecinden yararlanmakta olan insan ticareti mağdurları, 55. madde kapsamında, sınır dışı etme kararı alınamayacak yabancılar arasında sayılmıştır.
Göç alanına ilişkin politika ve stratejileri uygulamak, bu konularla ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak, yabancıların Türkiye’ye giriş ve Türkiye’de kalışları, Türkiye’den çıkışları ve sınır dışı edilmeleri, uluslararası koruma, geçici koruma ve insan ticareti mağdurlarının korunmasıyla ilgili iş ve işlemleri yürütmek üzere İçişleri Bakanlığına bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Müdürlük bünyesinde ülkemizde insan ticareti ile mücadele etmek, mağdurlara destek sunmak bakımından gerekli işlemleri yürütmek ve ülke genelinde koordinasyonu sağlamak üzere İnsan Ticareti Mağdurlarını Koruma Dairesi Başkanlığı kurulmuştur.
Göç İdaresi Başkanlığınca hazırlanan rapora göre, insan ticareti suçundan mağdur olanların sayısı 2016 yılında 181, 2021 yılında 402 ve 2024 yılının sonu itibarıyla 179’dur1. Türkiye, Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesi’nin uygulanmasının izlenmesi çerçevesinde GRETA birimine ibraz ettiği bilgi ve belgelerde, 2022 yılı itibarıyla, insan ticareti suçunu konu edinen 476 adet soruşturma dosyası açıldığını bildirmiştir2.
Avrupa Konseyi İnsan Ticaretine Karşı Eylem Sözleşmesine dayanılarak hazırlanan ve insan ticareti suçunun önlenmesi, insan ticaretiyle mücadele, insan hakları kapsamında Türk vatandaşı ve yabancı ayrımı gözetilmeksizin insan ticareti mağdurlarının korunması, yabancı mağdura ikamet izni verilmesi ve mağdurlara sunulacak destek hizmetlerine ilişkin usul ve esasları belirlemek üzere ihdas edilen İnsan Ticaretiyle Mücadele ve Mağdurların Korunması Hakkındaki Yönetmeliği ile insan ticareti suçunu önleme ve bu suçla mücadeleye ilişkin politika ve stratejilerin oluşturulması konusunda çalışmalar yürütmek, eylem planı hazırlamak, kamu kurum ve kuruluşları, uluslararası kuruluşlar ile sivil toplum kuruluşları arasında koordinasyonu sağlamak amacıyla oluşturulan Komisyon’un kuruluşu ile görevleri düzenlenmiş, mağdur tanımlamasındaki esaslar ile vaka yönetimi, ikamet izni gibi kavramlar tanımlanmış, suçun önlenmesi bakımından insan ticaretine yol açan kişilerin her türlü istismarına sebep olan talebi engellemek için eğitici, sosyal ve kültürel alanlarda bilgilendirme ve bilinçlendirme faaliyetleri yürütülmesi öngörülmüştür.
İfade edilmelidir ki, mağdur olarak tanımlanan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı aile bireyleri, kadınlar ve beraberindeki çocukların tanımlama sonrasındaki iş ve işlemleri ise 08/03/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun hükümlerine göre yürütülmektedir.
Uluslararası işgücüne ilişkin politikaların belirlenmesi, uygulanması, izlenmesi ile yabancılara verilecek çalışma izni ve çalışma izni muafiyetlerine dair iş ve işlemlerde izlenecek usul ve esasları, yetki ve sorumlulukları ve uluslararası işgücü alanındaki hak ve yükümlülükleri düzenlemek üzere yasallaşan Uluslararası İşgücü Kanunu’nda 6458 sayılı Kanun uyarınca mağdur destek sürecinden yararlanan insan ticareti mağdurları, geçerlilik süresi içinde yabancıya Türkiye’de çalışma ve ikamet hakkı veren izin olarak tanımlanan çalışma izninden istisnai olarak yararlanabilecek yabancılar arasında sayılmıştır.
Bu Kanun kapsamındaki yabancıların ve işverenlerin bu Kanun’dan doğan yükümlülüklerini yerine getirip getirmedikleri, 23. madde uyarınca, Bakanlık iş müfettişleri ile Sosyal Güvenlik Kurumu müfettişleri ve sosyal güvenlik denetmenleri tarafından denetlenir. Yapılacak teftiş, denetim ve soruşturmalar neticesinde uygulamakla yükümlü olunan mevzuat hükümlerine aykırılık halinde ilgili yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu itibarla, çalışma izni olmayan yabancı çalıştıran işverene veya işveren vekiline her bir yabancı için altı bin Türk lirası tutarında idari para cezası verilir. İdari para cezalarının miktarının saptanmasında Kabahatler Yasası’nın 17/7. maddesi ile de maktu nitelikteki idari para cezalarının miktarının her yıl yeniden değerleme oranına göre artırılacağının hükme bağlandığı göz önünde bulundurulmaktadır.
Nitekim, Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti ile Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince yapılan saha çalışmaları kapsamında yabancı uyruklu şahısların atık malzemeleri X adına topladıkları, yine kendileri gibi başka yabancı işçilerin de Mamak adresinde X isimli şahıs gözetiminde bu işleri yaptıklarını beyan etmelerini takiben, ilk olarak X’in görevlilerce yerinin tespit edildiği, her iki adreste de yabancı uyruklu şahısların bulunduğununu tespit edilmesi üzerine, kabahatliler haklarında çalışma izinleri olmaksızın yabancı işçi çalıştırdıkları gerekçesiyle idari para cezası verilmiştir3.
Son olarak, 492 sayılı Harçlar Kanunu ile insan ticareti suçundan mağdur olan yabancıların ikamet izni tezkeresini harçsız olarak alabileceği belirtilmiştir. Karayolu Taşıma Kanunu’na dayanarak yürürlüğe giren Karayolu Taşıma Yönetmeliği uyarınca karayolu taşımacılık faaliyetleri kapsamında yetki belgesini almaya hak kazanarak pazara girebilmek için mesleki saygınlık ilkelerine uygunluk şartı getirilmiş, söz konusu şart çerçevesinde insan ticareti suçundan hükümlü veya 26/09/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi çerçevesinde belli haklardan yoksun bırakılmış olmamak sayılmıştır.
Suçun Türk Ceza Kanunu Bağlamında İrdelenmesi
Kanun koyucu, yukarıda ele alınan uluslararası düzenlemeler ile evrensel hukuk prensiplerine uygun olarak 5237 sayılı Kanun’un 80. maddesinde insan ticareti suçunu tanımlayarak yaptırıma bağlamıştır:
İnsan ticareti
Madde 80- (1) Zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tâbi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran, tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden ya da barındıran kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası verilir.
(2) Birinci fıkrada belirtilen amaçlarla girişilen ve suçu oluşturan fiiller var olduğu takdirde, mağdurun rızası geçersizdir.
(3) Onsekiz yaşını doldurmamış olanların birinci fıkrada belirtilen maksatlarla tedarik edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri veya sevk edilmeleri veya barındırılmaları hallerinde suça ait araç fiillerden hiçbirine başvurulmuş olmasa da faile birinci fıkrada belirtilen cezalar verilir.
(4) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.
Korunan Hukuki Değer
Doktrinde suçun ihdası ile korunan hukuki değerin birden fazla olduğu belirtilmekle hükmün sistematik yorumu ve suçun sınır aşan niteliği göz önüne alındığında, öncelikle, uluslararası toplum düzeninin korunduğu söylenebilecektir. Bunun yanında; suçun icrası sırasında çoğunlukla yasa dışı göç yoluna başvurulduğundan devletlerin sınır güvenliğinin sağlanması ile aile temelli toplum yapısının bozulmaması ve muhtemel bulaşıcı/salgın hastalıkların önlenmesi dolayısıyla toplumsal ahlakın, kamu düzeninin ve kamu sağlığının korunduğu görülmektedir. Suçun ucuz işgücü ve emek sömürüsüne yol açtığı dikkate alındığında mağdurlar yönünden çalışma ve sözleşme hürriyeti, kamu yönünden ise sosyal ve ekonomik düzen ile devletin iktisadi menfaatlerinin korunan hukuki değerler arasında sayılması mümkündür. Ayrıca, suçun ya aldatma ya da diğer çeşitli cebir ve tehdit yöntemleriyle tahakküm altına alma şeklinde icra edilmesi nedeniyle mağdurların irade özerkliğinin, vücut bütünlüğünün, maddî ve manevî varlığının korunduğu açık olmakla birlikte insan onurunun birincil önemi haiz olduğu kabul edilmektedir.
Belirtilmelidir ki, madde metninde sayılan tipik araç hareketlerin icrasından itibaren mağdurlar ya çoğu zaman istismar edilmiş ya da kaynak ülkelerinden hedef ülkelere yasal yollardan göç ettiği zannı altında transit ya da hedef ülkelerin göç politikalarını, cezai ya da idari diğer düzenlemelerini ihlal etmiş olabilmektedir. Örneğin; pasaport ve kimlik gibi resmi nitelikteki evraklarda sahtecilik suçu gündeme gelebilmektedir. Suçun işlenişi sırasında zaten istismar edilerek ve sömürülerek mağdur edilmiş kişilerin, mağdurluk ve faillik sıfatı aynı kişide birleşemeyeceği de göz önüne alınarak, söz konusu ihlalleri nedeniyle cezalandırılmamaları gerektiği kabul edilmektedir.
Fiil
5237 sayılı Kanun’un 80. maddesinde düzenlenen insan ticareti suçunun oluşabilmesi için failin mağdura yönelik olarak “tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliğinden yararlanarak rızasını elde etmek” biçiminde mağdurun iradesini hukuka aykırı biçimde sakatlayan bir harekette bulunması ve bu hareketleri yaparken veya yaptıktan sonra mağduru ülkeye sokması, ülke dışına çıkarması, tedarik etmesi, kaçırması, bir yerden başka bir yere götürmesi, sevk etmesi veya barındırması gerekmektedir. Suçun oluşması için hem araç hareketlerden hem de amaç hareketlerden en az birisinin bir arada bulunması gereklidir. Araç hareketler, asıl veya amaç hareketlerden önce veya en geç bu hareketlerle eş zamanlı olarak yapılmalıdır. Böylece öncelikle araç hareketler ile mağdurun iradesi bertaraf edilmeli ve görünüşte rızası elde edilmeli, daha sonra da bu husustan yararlanarak suçu oluşturan asıl amaç hareketler gerçekleştirilmelidir.
Bu durumun tek istisnası, fiziksel ve ruhsal gelişimleri itibarıyla korunmaya ve gözetilmeye ihtiyaç duyan çocukların bilahare korunmaları amacıyla, üçüncü fıkra ile getirilen “on sekiz yaşını doldurmamış olanların birinci fıkrada belirtilen maksatlarla tedarik edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri veya sevk edilmeleri veya barındırılmaları hâllerinde suça ait araç fiillerden hiçbirine başvurulmuş olmasa da faile birinci fıkrada belirtilen cezalar verileceği” yönündeki düzenlemedir.
Gerçekten, Yargıtay’ın önüne gelen bir vakada, suç tarihi itibarıyla 18 yaşını bitirmeyen çocuk mağduru fuhuş yaptırmak amacıyla tedarik ederek bir yerden diğer bir yere götüren sanığın, suça ait araç fiillerden hiçbirine başvurmamış olsa dahi, eyleminin ayrıca insan ticareti suçunu da oluşturabileceği ve bu durumda Türk Ceza Kanunu’nun 44. maddesi uyarınca fikri içtimadan söz edilemeyeceği belirtilerek yerel mahkeme tarafından dava zamanaşımı süresinde insan ticareti suçu nedeniyle suç duyurusunda bulunabileceği ifade edilmiştir4.
Kanuni düzenlemeden suçun bağlı ve seçimlik hareketli bir suç olduğu anlaşılmakla Yasa’da sayılan araç hareketler dışında bir hareketle işlenmesi mümkün değildir. Bunun gibi, seçimlik hareketlerden birinin veya birden fazlasının ika edilmesi durumunda da tek bir insan ticareti suçundan söz edilecektir.
Araç Hareketler
Tehdit, Baskı, Cebir veya Şiddet
Cebir eylemi, bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiyi karşı zorlamak olarak açıklanmaktadır. Maddi cebir kavramını işaret eden şiddet eylemi kaba kuvvet, aşırılık, fiziksel saldırı anlamlarında kullanılabilmektedir. Bir başkasını, kendisini veya yakınını gelecekte ağır ve haksız bir zarara ya da tehlikeye uğratacağını bildirmek olarak tanımlanan tehdit, niteliği itibarıyla manevi cebir olarak da isimlendirilmektedir. Baskı ise kişiyi tahakküm altına alarak özgürlüğünü engellemek, kısıtlamak, icbar etmek gibi anlamlara karşılık gelmektedir. Tüm bu hareketler ile mağdurun rızası, iradesi bertaraf edilmek ya da fesada uğratılmak suretiyle, hukuka ve ahlaka aykırı biçimde elde edilmektedir.
Yargıya intikal eden bir olayda, Türkiye’ye zorla çalıştırmak amacıyla ve iş vaadi ile getirilen yabancı uyruklu 33 mağduru, bilmedikleri bir ülkede etrafta fazlaca ev ve ulaşım imkanı bulunmayan yayla evine yerleştirerek pasaport ve telefonlarına el koyulduğu, denetim olanakları ellerinden alınarak ve baskıya maruz kalarak zorla çalıştırıldıkları olayda insan ticareti suçunun oluştuğu kabul edilmiştir5.
Aynı şekilde, mağdurun çocuk bakıcılığı yapmak amacıyla görüştüğü sanık tarafından uçak bileti alınarak havaalanında karşılandığı, Alanya ilindeki bir eve götürüldüğü, sanığın mağdurdan yaptığı masrafları ödemesini istediği, borcunu fuhuş yaparak ödeyebileceği teklifinde bulunduğu, kabul etmemesi halinde kendisini bir yere göndermeyeceğini belirtmesi nedeniyle mağdurun korkuya kapılarak fuhuş yapmaya başladığı, gitmek istediğini söyleyince sanığın bağırarak kendisini korkuttuğu, evden yalnız çıkmasına izin vermediği, müşteriye gitmek istemediğinde tehdit edilerek dövüldüğü olayda insan ticareti suçunun sübuta erdiğine hükmedilmiştir6.
Buna karşın, sanığa ait genelevde çalışmaya başlamasından önce kendi rızasıyla fuhuş yaparak geçimini sağlamak için çeşitli genelevlerde kayıtlı olarak çalışan ve sanığa yönelik şikayetinden sonra da Edirne genelevinde benzer biçimde geçimini sağlamaya devam eden yakınanın, sanık tarafından aldığı borcu ödememesi nedeniyle başkasına ya da kendisine ait genelevde çalışmaya zorlamak için tehdit edilmesinde, zorla çalıştırmak, fuhuş yaptırmak gibi amaç suçların gerçekleşmesi amacıyla cebir, şiddet gibi araç suçların önceden ya da en geç amaç suçlarla aynı anda gerçekleşmesini arayan TCK’nın 80/1. maddesinde düzenlenen insan ticareti suçunun oluşmadığına karar verilmiştir7.
Nüfuzu Kötüye Kullanmak veya Kandırmak
Araç hareketlerin ortak özelliği, bu hareketlerin mağdurun iradesi üzerinde etkide bulunması, mağdurun iradesini sakatlaması, mağdura istemediği bir şeyi yaptırmasıdır. Kandırma fiilinden bahsetmek için, bir kimsenin yanıltılarak ve aldatılarak iradesinin sakatlanıp bir işin yapılmasına razı edilmesi gerekir. Başka bir deyişle kandırmanın içeriğinde hile yapmak, aldatmak ve hataya sevk etmek ya da kişinin hataya düştüğü fark edilmesine karşın sessiz ve pasif kalınarak bundan fayda sağlanması esastır. Fail mağdura öyle şeyler söylemeli ki mağdur da bunlara inanarak aslında yapamayacağı şeyleri yapma durumuna girmelidir. Yani mağdurun rızasını verdiğini tahayyül ettiği şey ile failin rızasını aldığı şey farklıdır8.
Nitekim, pasaport bilgilerine göre Türkiye’ye çok defa giriş ve çıkış yapan ve Erzurum ilinde kız kardeşi ikamet eden mağdurun, kardeşinin yanına gitmeyerek sanığın yanına gittiği ve onunla birlikte kalarak fuhuş yapmaya başladığı olayda kandırma unsurunun gerçekleşmediğine karar verilmiştir9.
Bir başka olayda, mağdurun sanık yanında fuhuş yaptığı süre, bulunduğu yer ve kendi beyanlarına göre günlük gittiği müşteri sayısı göz önüne alındığında, Türkmenistan’dan kandırılark getirildiğini ileri süren mağdurun kandırıldığını anladıktan sonra yaklaşık 1 yıllık süre içerisinde kolluk kuvvetlerine başvurma imkanının olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olması karşısında insan ticaretinin suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına hükmedilmiştir10.
Kişiler Üzerindeki Denetim Olanaklarından veya Çaresizliklerinden Yararlanmak
Çaresizlik hali, öğretide ve yargı kararlarında, mağdurun kişisel durumundan kaynaklanan ve sağırlık, dilsizlik, akıl zayıflığı gibi fiziksel/psikolojik boyutlu ya da yoksulluk, açlık, madde ya da alkol bağımlılığı, sınır dışı edilme korkusu gibi gibi kişinin içinde bulunduğu hal ve şartlar nedeniyle içine düştüğü ve üstesinden gelemediği durum olarak tanımlanabilmektedir11. Sözü edilen kişisel ıztırar hali, mağdurun saptanarak hedef haline gelmesine yol açması nedeniyle suçun işlenişini kolaylaştırıcı etkiyi haiz olmakla ispatı hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller aranmaktadır. Nitekim Yargıtay önüne gelen bir olayda sanıkların aşamalardaki inkara dayalı savunmalarına karşı mağdurun içinde bulunduğunu ileri sürdüğü ekonomik durumu ve salt pasaportunun sanıklar tarafından alındığı iddiasının çaresizlik olarak değerlendirilemeyeceği gözetilerek mahkumiyet hükmü kurulması kanuna aykırı bulmuştur12.
Yargıtay, sanığın ceza yargılamasında üzerine atılı suçtan cezalandırılmasının temel koşulunun, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesi olduğunu ifade etmektedir. Buna göre, gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılmamış olaylar ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulmamasının lazım olduğu, ceza mahkumiyetinin yargılama aşamasında toplanan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanması gerektiğinin altı çizilmektedir. Nitekim, aşağıda paylaşılan kararında hem tipik suçta tanımlanan çaresizlik halinin oluşmadığı hem de fuhuş suçu ile insan ticaretine yol açan eylemler bakımından amaç ve araç hareketlerin varlığını gösterir delil bulunmadığı gözetilerek bozma kararı vermiştir:
“Dosya kapsamına göre, sanıkların aşamalarda atılı suçlamayı inkar etmeleri, mağdur …’nın “… isimli şahsın kendisini aradığını, fuhuş yaparsam çok para kazanabileceğimi, …’e numaramı vereceğini söyledi, kabul ettim. … beni aradı. Alanya’ya gelir misin dedi, kabul ettim. Otogardan … aldı, kalacağım eve götürdü. Sadece …’i tanıyorum.” şeklindeki beyanında, sanıklar hakkında kendisine yönelik insan ticareti suçunu oluşturabilecek eylemlere dair herhangi bir anlatımda bulunmaması; mağdur …’nın “arkadaşımla birlikte … olarak bildiğim şahsın yanına geldik, sarı … lakaplı şahıs bizi otogardan almıştı, bu şahıslarla ilk görüştüğümüzde kendilerinin yabancı uyruklu bayanları, erkeklere para karşılığı verdiklerini söylemişlerdi. Bize ev kirasını nasıl vereceksiniz dedi, başka kızları erkeklere gönderiyordu, …, beni kendisine sevgili yapmıştı, sarı … sadece ihtiyacım olan malzemeleri getiriyordu, sana otellerde iş bulacağız diye oyaladılar, tüm masraflarımı … karşılıyordu. Ne iş yaptıklarını biliyordum, çaresiz kaldığım için … ile birlikte oluyordum. …’ı sadece kaldığım sitede görevli olarak biliyorum” şeklindeki beyanında, kendisinin, sanıklar tarafından tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak suretiyle fuhuş yaptırma amacıyla ülkeye sokulması, ülke dışına çıkarılması, tedarik edilmesi, kaçırılması, bir yerden başka bir yere götürülmesi, sevk edilmesi veya barındırılması niteliğinde bir anlatımının olmaması, ayrıca TCK’nın 80. maddesi kapsamında çaresizlik halinden, hayatını devam ettirmek, bir yerde kalmak veya gitmek gibi konularda yapacak bir şeyi olmayan kimsenin durumunu anlamak gerekli olup, bu halin varlığının kabulü için mağdurun üstesinden gelemeyeceği bir çaresizlik ortamında bulunması gerekliliği karşısında, tüm dosya kapsamıyla mağdurların çaresizliğinden de söz edilemeyeceği dikkate alınmadan ve sanıkların, mağdurlar … ve …’ya karşı atılı insan ticareti suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin bir delilin de bulunmadığı gözetilmeden, sanıklar hakkında beraat yerine yazılı şekilde hüküm kurulması (…)13“
Amaç Hareketler
Ülkeye Sokmak veya Ülke Dışına Çıkarmak
Suçun konusunu oluşturan kişinin yasal ya da yasa dışı yollara başvurarak sınırlardan geçerek ülkeye giriş yapması yahut Türk ülkesi sınırlarından başka bir ülkenin egemenliği altındaki coğrafi alana girmesi ile tamamlanmaktadır.
Tedarik Etmek
Kelime anlamı olarak bulmak ve sağlamak anlamlarına karşılık gelen tedarik etmek fiili ile mağdurun araştırılarak tespit edilmesi, sanık ile mağdur arasındaki ilk irtibatın sağlanması ve bu doğrultuda suçun konusunu oluşturan eylemlerin vücut bulmasına zemin hazırlamaktır.
Yargıtay, sanıklardan birinin Moldova uyruklu şikayetçilere komisyon karşılığında iş bularak onların pasaportlarını aldığı ve çalışmaları için diğer sanığa yönlendirdiği, sanığın da işbu yabancı uyruklu şikayetçileri paralarını vermeksizin ütü paket işinde çalıştırdığı, şikayetçilerin iş yerindeki tezgahların altının yatak yapılarak iş yerinde ve tavan arasında bulunan odada bir arada kaldıkları saptandığından, sanıkların eylemlerini bu madde kapsamında çalışma izinleri bulunmayan ve içerisinde bulundukları olumsuz ekonomik koşullar nedeniyle Türkiye’ye geldikleri anlaşılan şikayetçilerin çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle, bu kişileri ülkede kalmalarını sağlayıp, ağır koşullarda çalıştırdıkları ve bu şekilde barındırdırdıkları tespit edilerek insan ticareti suçunun yasal koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir14.
Kaçırmak
Suç, mağdurun iradesi dışında ve hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılması ile tamamlanmakta ve fakat yeniden hareket serbestisini kazanıncaya kadar icrası devam ettiğinden kesintisiz suç niteliğinde olduğu kabul edilmektedir.
Bir Yerden Başka Bir Yere Götürmek, Sevk Etmek
Mağdurun suçun icrası kapsamında yurt içinde veya yurt dışında faillerin eşliğinde nakledilmesi bir yerden başka bir yere götürülmesi olarak tanımlanırken söz konusu yer değişikliğinin mağdurun tek başına gerçekleştirmesini sağlamak ise sevk etmek başlığı altında incelenmektedir.
Yargıtay, on sekiz yaşından küçük katılanın, evinden kaçarak başka bir şahıs vasıtasıyla tanıştığı sanığın yanına sığındığı, sanığın ise katılanın rızası ile fuhuş yaptırmak maksadıyla barındırdığı, müşteri bulduğu ve il içerisinde farklı yerlere sevk ettiğinin anlaşılması karşısında, TCK’nın 80/1. maddesinde belirtilen araç fiilere başvurulmuş olmasa da zamanaşımı süresi içerisinde sanık hakkında TCK’nın 80/3. maddesinde düzenlenen insan ticareti suçundan da dava açılabileceğini belirtmiştir15.
Barındırmak
Bu seçimlik hareket bakımından mağdurun konaklayabilmesi için ona barınacak yer sağlamak, beslenme gibi maddi nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak anlaşılmaktadır.
Olay tarihinde sanığın çağırması üzerine, on sekiz yaşını doldurmamış olan katılanın İnebolu’ya geldiği, akşam saatlerinde gittikleri bir evde sanığın tehdidi üzerine katılanın tanık ile cinsel ilişkiye girmek zorunda kaldığı, ertesi gün diğer tanığın arabasıyla katılan ve sanığı alarak sahil kenarına gittikleri, sanığın arabadan inmesi üzerine katılanın araçta tanık ile cinsel ilişkiye girmek zorunda kaldığı, ihbar üzerine polis ekipleri tarafından yakalandıkları, sanığın anlatılan şekilde katılanı fuhuş yaptırmak amacıyla bir yerden başka bir yere götürdüğü ve barındırdığı, bu suretle insan ticareti suçunu işlediğinin kabulüyle cezalandırılmasına karar verilmiştir16.
Benzer biçimde, sanığın yaşı küçük mağduru para karşılığı fuhuş yapması için aracılık edip bu amaçla evinde barındırdığı biçiminde kabul edilen eyleminde, fuhuş suçunun yanında, TCK’nın 80/1. maddesinde belirtilen araç fiillere başvurulmuş olmasa da, TCK’nın 80/3. maddesinde düzenlenen insan ticareti suçu da oluşacağından zamanaşımı süresince bu suçtan dava açılabileceği ifade edilmiştir17.
Manevi Unsur
İnsan ticareti suçu yalnızca kasten işlenebilen suçlardan olmakla tipik tanımda sayılan araç hareketlerin mağduru zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak, esarete tabi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak maksadıyla gerçekleştirilmesi öngörüldüğünden özel kastın varlığı aranmaktadır. Bununla birlikte, ifade edilmelidir ki, suçun tamamlanması bakımından söz konusu amaçlara ulaşılması gerekmemekte ise de söz konusu maksada ulaşıldığı ve bu maksadın ayrı bir suça vücut verdiği ihtimalinde her iki suçtan ayrı ayrı yargılama yapılacaktır.
Hukuka Aykırılık Unsuru
Hukuka uygunluk nedenlerinden yalnızca Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen “mağdurun rızası”nın uygulama alanı bulabileceği insan ticareti suçunun icrasında söz konusu rıza, cebir ve tehdit gibi araç fiillere başvurularak elde edildi ise hukuken kabul edilebilecek bir rızadan bahsedilemeyecektir. Bunun gibi, 26. madde düzenlemesi itibarıyla, kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edemeyeceği vücut bütünlüğü ve dokunulmazlığı gibi kişi hakları ile insan onurunu çiğneyen işkence, eziyet veya köleleştirmeyeye yönelik verilen rızaların da hukuken bir hükmü bulunmamaktadır. Buna karşın, Yargıtay içtihatlarında, dış dünyayla iletişimi kesilmeyen mağdurun, kolluk kuvvetlerine ihbarda bulunmak ya da kaçmak için fırsatları olmasına karşın pasif kalmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu kabul edilerek rıza bağlamında insan ticareti suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına hükmedilebilmektedir.
Gerçekten, TCK’nın 80/1. maddesinde belirtilen çaresizlik halinden, yeme içme, barınma, seyahat gibi hayatın devam ettirilmesinde mevcudiyetleri zorunlu olan konularda yapacak bir şeyi olmayan kimsenin durumunu anlamanın gerekli olduğu, bu nitelikli halin varlığının kabulü için mağdurun üstesinden gelemeyeceği bir çaresizlik ortamında bulunması ve muhtaçlık halinin oluşturduğu sonuçtan yararlanılarak sömürülmesinin gerektiği cihetle, mağdurların ülkelerinde yaşadıkları ekonomik güçlükler nedeniyle Türkiye’ye gelerek para kazanmak amacıyla rızaları ile fuhuşa yönelmelerinde sanıkların mağdurların çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmelerinden de söz edilemeyeceği belirtilmiştir18.
Yargıtay, mağdurların, sanıkların yanından ayrılma imkanları olmasına rağmen ayrılmayıp fuhuş yaptıkları, sanıkların kiraladıkları evde ve ayarladıkları otellerde her zaman bu evleri ve otelleri terk edebilecek şekilde serbest olarak kaldıkları, sanıkların sürekli onların başında bulunmadığı, yanlarında cep telefonlarının bulunduğu ve Moldova’daki tanıdıkları ile rahatça görüşebildikleri, olayı kolluk güçlerine bildirme imkanları olmasına rağmen bildirmedikleri gibi olayın polis takibi sonucunda ortaya çıkmış olması da gözetildiğinde müştekilerin çaresizliklerinden söz edilemeyeceğinin tespit edildiği olayda; sanıkların TCK’nın 80/3. maddesi kapsamında kalmayan müştekilere yönelik olarak tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye kullanmak, kandırmak veya üzerindeki denetim olanaklarından veya çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle fuhuş yaptırdıklarına dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden atılı suçtan beraatleri yerine mahkumiyetlerine karar verilmesini bozma nedeni yapmıştır19.
Bunun gibi, yabancı olan mağdur ile şikayetçinin kendi ülkelerinden KKTC ülkesine gittikleri, sanığın burada mağdur ve şikayetçiyi konsomatrislik yaparak fuhuş yaptırdığı, şikayetçinin bu işlerde çalışmayacağını belirtmesi üzerine sanığın “Biz seni bırakmayız, hiçbir yere gidemezsin, biz seni buraya getirtmek için bir ton masraf yaptık, bize ya 2000 Dolar para verirsin ya da burada çalışırsın” şeklinde sözler söylediği, şikayetçinin kararlı davranması nedeniyle sanık ve arkadaşlarının “Madem burada çalışmak istemiyorsun, bizim İstanbul’da da gece kulübümüz var, sizi oraya götürelim, orada çalışırsınız” şeklinde sözler söyledikleri, şikayetçi ve mağdurun korkarak kabul etmesi sonrasında gece kulüplerinde çalışmak üzere sanıkla birlikte İstanbul’a geldikleri ve bir otele yerleştikleri, otelden kaçamayacağını düşünen şikayetçinin 157 acil yardım hattına başvuru yapması sonrasında mağdur ve şikayetçinin tutuldukları oteldeki odalarında bulundukları ve sanığın da burada yakalandığı iddia olunduğu olayda, mağdur ve şikayetçinin pasaportları ile dış dünyayla ilişkilerini kesmeleri açısından telefonlarının alınmamış olmasına, ihbarda bulunabilmelerine, kaldıkları otele normal şekilde kayıtlarının yapılmasına, sanık tarafından otelden kaçmalarını engelleyecek bir önlem alınmadığı gibi otelde yalnız bırakılmalarına karşın söz konusu zaman zarfında pasif kalmaları nedeniyle sanığa yüklenen insan ticareti suçunun oluşmadığına karar verilmiştir20.
Suçun Özel Görünüş Şekilleri
Teşebbüs
Türk Ceza Kanunu’nun 35. maddesine göre, kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulacaktır. İnsan ticaretinde, failin, amaç fiilleri gerçekleştirmek kastıyla mağdurun serbest iradesini sakatlayan araç hareketleri ika etmesiyle suç tamamlanmakta ve fakat suça elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da özel kast ile güdülen amacın elinde olmayan sebeplerle sonuçlandırılamaması ihtimalinde teşebbüs hali söz konusu olacaktır.
Olay ve dosya kapsamına göre sanığın, suç tarihinde 15 yaşından küçük olan mağdurları ikna edip hırsızlık yaptırmak amacıyla İstanbul iline götürmek amacıyla Diyarbakır otogarına geldiği, bilet alacağı sırada firma görevlisinin şüphelenerek durumu kolluk kuvvetlerine ihbar etmesi sonucunda yakalandığının anlaşıldığı vakada, eyleminin kanıtlanması halinde mağdur sayısınca insan ticareti suçunu oluşturabileceği belirtilmiştir21.
Buna karşın, sanıkların diğer sanığın kızları olduğu ve aynı evde ikamet ettikleri, diğer sanığın ise diğer sanığın nişanlısı olması nedeniyle bu eve gelip gittiği, katılanın komşularının kızı olduğu, katılanın evlerinden hırsızlık yaptıklarını düşünmeleri nedeniyle aralarında husumet bulunduğu, sanığın komşusu olan mağdur ve ailesi ile sorunları olması nedeniyle mağduru kaçırıp organlarını organ mafyasına satmayı aile içinde dile getirdiği ve sanığa konuyu açtığı, diğer sanıktan mafyadan tanıdığı olup olmadığını sorduğu, sanığın ise yardımcı olacağını söylediği Tekin’in organ mafyası olan şahıslar ile irtibat kuracağı düşüncesiyle, sanık ve kızlarının mağduru kaçırmaya karar verdikleri, sanığın küçülen elbiselerini vereceği bahenesi ile katılanı evlerine çağırdığı, katılanın gelmesi üzerine sanıkların daha önceden hazırladıkları bez ve tülbentle katılanın elini, ayaklarını, ağzını ve gözlerini bağladıkları,birlikte sedirin altına itekledikleri, sanığın katılanın kaçırılmasından sonra telefon ile ”paket hazır, çabuk gelin” şeklinde görüşmeler yaptığı, ancak bu görüşmelerin tanık olarak dinlenen polis memuru ile yapıldığının anlaşıldığı, sanığın polis memuru ile yaptığı görüşme dışında katılanın organlarının satılması hususunda 3. şahıslar ile görüşme yaptığına dair delil bulunmadığı, sanıkların kendi aralarındaki organ mafyasına organların satılması konusunda yaptıkları konuşmaların düşünce aşamasında kaldığı ve icrai hareketlere başlanmadığı, katılanın sanıklar tarafından hile ile eve çağırılıp el, ayak ve ağzının kapatılması suretiyle sedirin altında saklanması şeklinde gerçekleştirdikleri eylemlerinin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu, katılanın kendisini aramaya gelen babasının sesini duyması üzerine elleri ve ayaklarını kendiliğinden çözerek ve gözlerindeki örtüyü kaldırarak babasının yanına koştuğu ve bu şekilde serbest kaldığı olayda eylemlerin insan ticareti suçuna teşebbüs niteliğinde olmadığı ifade edilmiştir22.
İştirak
İnsan ticareti suçunda iştirakin her şeklinin gerçekleşmesi mümkündür. Suçun kanuni tanımında yer alan eylemleri birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulacaktır.
Yargıtay, sanığın gazionada çalışmak istemeyen mağduru ikna etmek için diğer sanıklarla birlikte yaşadıkları eve getirip banyoya kilitlediği, yaklaşık dört gün boyunca eziyet ettiği, eylem sırasında sanığın mağdurun yaralanmalarını hafifletmek için buz torbası hazırlamak, çarşaf ve peçete temin etmek suretiyle eyleme iştirak ettiği olayda, sanığın kendi evinde mağdurun zorla tutulmasını sağlayarak üzerine atılı eylemi diğer sanıklarla birlikte gerçekleştirmesi karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 37. maddesi delaletiyle müşterek fail sıfatıyla cezalandırılması yerine, yardım eden olarak kabulü ile aynı Yasa’nın 39/1. maddesi uygulanarak hakkında eksik ceza tayini hukuka aykırı bulmuştur23.
İçtima
Kanun koyucu tarafından yürütülen suç ve ceza politikası kapsamında “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” temel prensibi benimsenmekle birlikte somut olayda tek fiil ile birden fazla hukuki menfaatin ihlal edilmesi ya da birbirinden farklı fiillerle aynı hukuki menfaatin ihlal edilmesi mümkün olabilmektedir. Bu gibi durumlarda, Türk Ceza Kanunu sistematiğinde özümsenen hukuki anlamda hareketin tekliği prensibi uyarınca, suçların içtima edilmesi gündeme gelecek, hukuki menfaatin ihlal edilişinde suç teşkil eden birden fazla fiil yönünden ayrı ayrı ceza verilmeyerek lüzumuna göre ağırlaştırıcı nedenlere gidilmesi ya da birden fazla hukuki menfaatin ihlal edilmesi ihtimalinde en ağır cezayı gerektiren suçtan ceza verilmesi gerekecektir.
Bileşik suç
Madde 42- (1) Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz.
İnsan ticareti suçunun icrası doğrultusunda amaç hareketleri gerçekleştirebilmek maksadıyla ika edilen cebir, tehdit veya baskı ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma gibi bilahare suç teşkil eden fiillerin söz konusu olması durumunda, tüketen-tüketilen norm ilişkisi de gözetildiğinde, bunların içeriğindeki haksızlık unsuru insan ticareti suçunun haksızlık içeriğinde eriyeceğinden bileşik (mürekkep) suç kurumu uygulama alanı bulacak ve içtima hükümlerine başvurulmayacaktır. Bu itibarla, bileşik suç olarak kabul edilen insan ticareti suçunun, örneğin fuhuş yaptırmak maksadıyla, cebir veya tehdit ya da baskı uygulamak suretiyle işlenmesi hâlinde faile yalnızca insan ticareti suçundan ceza verilecek, bu suçun unsurunu teşkil eden cebir (TCK m. 108) veya tehdit (TCK m. 106) suçlarından ayrıca ceza verilmeyecektir. Bununla birlikte söz konusu fiillerin mağdurun iradesini bertaraf etmeye yönelik ve direncini kıracak ölçüde olması gerektiği belirtilmekte, sınırın aşılması ihtimalinde artık bileşik suç ilişkisinden bahsedilemeyecektir. Örneğin, dilencilik amacıyla tedarik edilen mağdurun muhalefet göstermesi nedeniyle uygulanan cebir ve şiddet sonucunda yaşamı tehlikeye girerse bu durum Türk Ceza Kanunu’nun 87. maddesi kapsamında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçuna vücut vereceğinden insan ticareti suçu yanında yaralama suçundan da ayrıca cezalandırılacaktır.
Nitekim sanığın, mağduru zorla çalıştırmak maksadıyla baskı uygulamak suretiyle Diyarbakır’a sevk etmek için bir evde kilitli tutması şeklindeki eyleminde, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun, insan ticareti suçunun unsuru olduğu gözetilmeden sanığın ayrıca bu suçtan da cezalandırılmalarına karar verilmesi bozma nedeni yapılmıştır24.
Bunun gibi, mağdura onunla evleneceğini söyleyerek üzerinde güven telkin ettiği, gazinoculuk yapan sanığın mağdurdan yanında çalışmasını istediği, mağdurun bu duruma karşı çıkması üzerine, mağduru ve çocuklarını öldüreceği yönünde tehdit etmek, darp etmek suretiyle baskı, cebir ve şiddet uygulayarak üç ay boyunca zorla çalıştırdığı, mağdurun birçok kez kaçmasına rağmen her seferinde sanık tarafından bulunarak çalıştırılmaya devam ettiği, son olarak Kapadokya isimli gazinoda çalıştırdıktan sonra mağdurun ikna olmayacağını anlayan sanığın, mağduru diğer sanıklar ile birlikte yaşadıkları eve hapsettiği, mağdurun dört gün boyunca suç yeri ikamette zorla tutularak eziyete maruz bırakıldığı, jandarmaya mağdurenin zorla tutularak eziyet edildiği ihbarı yapılması üzerine kurtarıldığı anlaşılan olayda, sanıkların kanıtlanan eylemlerinin TCK’nın 80/1. madde ve fıkrasında belirtilen “tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak” şeklinde gerçekleşen insan ticareti suçunu oluşturduğu, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve eziyet suçlarının ise insan ticareti suçunun unsuru olması nedeniyle atılı suçlardan ayrıca ceza verilemeyeceği gözetilerek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve eziyet suçlarından mahkumiyet hükümleri kurulması yasaya aykırı bulunmuştur25.
Olay tarihinde yaşı küçük katılanın sıklıkla evden kaçtığı, bu süre zarfında zaman zaman Amasra ilçesine geldiği, Amasra ilçesinde ikamet eden amcasının oğlu olan sanıkla irtibata geçtiği, sanığın katılanı diğer sanık ile tanıştırdığı, mağdurun para karşılığı irtibat kurulan kişiler ile ilişkiye girmeye başladığı, öncelikle sanığın katılanı ilçe merkezindeki diğer sanığın da kiracısı olduğu daireye götürdüğü, burada sanığın mağduru pazarlamaya başladığı, gelen şahısların çoğunlukla 50 TL bedel karşılığında mağdur ile ilişki yaşadıkları, paranın zaman zaman sanık ve bazen de mağdur tarafından alındığı, aynı süreç zarfında sanığın samimi arkadaşı diğer sanığın da ev kiracısı olarak durumdan haberdar olduğu, adreste kalındığı süreçte sanığın da arkadaşıyla müşteri olarak daireye geldikleri, mağdur ile ilişkiye girdikleri, bir süre sonra mağdurun kalacak yer sıkıntısı yaşaması üzerine katılanın diğer sanığa ait eve geçtiği, burada konaklamakta iken sanıkların mağdura müşteri buldukları, böylece sanıkların suç tarihi itibariyle henüz 18 yaşını bitirmeyen çocuk katılanı rızası ile fuhuş yaptırmak maksadıyla barındırması ve müşteri bulması şeklinde gerçekleşen eyleminin 5237 sayılı Kanun ‘un 80 inci maddesinde düzenlenen insan ticareti suçunu oluşturabileceği, bu suçtan açılmış bir dava da bulunmaması nedeniyle insan ticareti suçundan Cumhuriyet savcılığına suç ihbarında bulunulması, dava açılması halinde birleştirilerek çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunun insan ticareti suçunun unsuru olduğu da gözetilerek her iki suç yönünden bir bütün halinde değerlendirme yapılmadan karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur26.
Sanığın, Kırgızistan uyruklu mağduru 3.000 dolar karşılığında Sabiha Gökçen Hava Hudut kapısından Türkiye’ye getirterek pasaportuna ve tüm parasına el koymak suretiyle fuhuş yaptırdığı, fuhuş için yer temin ettiği, 27/12/2014 tarihinde ülkesine gitmek isteyen mağduru basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı ve “Ülkene gidersen seni burada öldürürüm kimseler görmez.” dediği, mağdurun evin penceresinden yardım istemesi üzerine kendisine yasal işlem yapan polis memurlarına da 5.000,00 TL uzatarak “Bu parayı alın ‘bunun’ yurtdışına gönderilmesini sağlayın, diğer kızları bana bırakın bu işi kapatalım.” dediği olayda, Yargıtay, fuhuş amacıyla basit tıbbi müdahale ile yaralama şeklinde gerçekleşen cebir ve şiddetin insan ticareti suçunun unsuru olduğunu gözetilerek insan ticareti, fuhuş ve rüşvet suçlarından mahkumiyet hüküm kurulmuştur27.
Zincirleme suç
Madde 43- (1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.
(2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.
Doktrinde, hukuki anlamda hareketin tekliği ilkesi doğrultusunda, aynı kişiye karşı aynı hukuki menfaatin ihlal edilmesinde, doğal anlamda birden çok hareketin tekrarlanması ya da seçimlik hareketli suçlarda birden fazla hareketin gerçekleştirilmesi halinde ortada tek bir suç olduğu kabul edilerek zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayacağı ifade edilmektedir28. Bu itibarla, insan ticareti suçu kapsamında dilendirmek amacıyla kaçırılan mağdurun tehdit edilerek ve darp edilerek direncinin kırılmasında tek bir suç işlenmesine karşın organlarının farklı zaman dilimlerinde alınması için yurt dışına götürülmesinde hukuki anlamda birden fazla hareket olduğundan hareket sayısınca suç oluşmaktadır. Belirtilmelidir ki, hakim, hukuki manada tek bir hareketten bahsedildiği durumlarda, Türk Ceza Kanunu’nun 3. maddesinde öngörülen orantılılık ilkesi çerçevesinde, 61. maddesinde öngörülen cezanın bireyselleştirilerek belirlenmesi aşamasında suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı saptarken somut olayın özelliğini göz önünde bulunduracaktır. Müteselsil suçun söz konusu olduğu durumlarda, bir suç işleme kararının icrası kapsamında ve zamansal-mekansal anlamda bütünlük teşkil etmemek kaydıyla gerçekleştirilen hareketin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı önem arz etmeksizin, her bir suç için ayrı ayrı ceza verilmeyerek Yasa’da öngörüldüğü biçimiyle artırım uygulanacaktır.
Yargıtay’a intikal eden dosya içeriğine göre, sanığın suç tarihinde evlenme vaadiyle kandırarak rızası dahilinde kaçırdığı mağduru bir eve götürerek zorla organ sokmak suretiyle cinsel saldırıda bulunmasının ardından haklarındaki yargılama yürütülen arkadaşlarına fuhuş yaptırılmak üzere bu şahıslardan para alarak bıraktığı, bu şahısların bir süre zorla para karşılığı fuhuş yaptırdıkları mağduru 1 ay kadar sonra tekrar sanığa teslim etmeleri üzerine bu defa sanığın mağduru hakkındaki hüküm kesinleşen yargılama dışı şahısa götürerek kimliği tespit edilemeyen şahıslara fuhuş yaptırılmak üzere para karşılığı bıraktıklarının anlaşılması karşısında, sanığın sübut bulan eylemlerinin zincirleme şekilde insan ticareti suçunu oluşturduğu belirtilerek suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde iki ayrı suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi kanuna aykırı bulunmuştur29.
Fikri içtima
Madde 44- (1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.
Buna göre; birlikte işlenen birden fazla suçun söz konusu olduğu durumlarda, mürekkep suç kapsamında insan ticareti suçunun bir unsuru ya da nitelikli şekline vücut vermediği cihette fikri içtima kuralları uygulama alanı bulacaktır.
Uygulamada sıklıkla karıştırıldığı görülen insan ticareti ve fuhuşa aracılık etme suçları birbirinden bağımsız olduğundan, fuhuş yaptırmak maksatlı insan ticareti suçunda, insan ticareti suçunun unsurunu oluşturan araç fiiller ile fuhuşun nitelikli halini teşkil eden fiillerin bulunup bulunmadığı her suç açısından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Gerçekten, sanıkların kanıtlanan eylemlerinin TCK’nın 80/1. madde ve fıkrasında belirtilen “tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak” şeklinde gerçekleşen insan ticareti ile TCK’nın 227/4. maddesinde düzenlenen fuhuş suçlarını oluşturduğu, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun ise insan ticareti suçunun unsuru olduğu, bu nedenle ayrıca ceza verilemeyeceği, ayrıca amaç fiillerin tamamlanmasıyla insan ticareti suçunun oluşacağı, sanıkların hedeflediği fuhuş suçunun işlenmesinin zorunlu olmadığı, ancak bu hedef suçların işlenmesi halinde sanıkların bu suçlardan da ayrıca cezalandırılmaları gerektiği gözetilmeden, sübuta eren ve unsurları yönünden oluşan insan ticareti ile fuhuş suçlarından ayrı ayrı mahkumiyetleri yerine, yerinde olmayan gerekçeyle fuhuş suçu ile birlikte kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur30.
Benzer şekilde, katılanın alınan beyanında tatil amaçlı yanına geldiği X’in sevgilisi olan sanığın kendisini fuhuş yapması için zorladıklarını ve darp ettiklerini ve bu baskıya dayanmayarak fuhuş yaptığını beyan etmesi, yine kendisini fuhuş için müşterilere sanığın getirip götürdüğüne ilişkin sözlü beyanın araştırma- yakalama tutunaklarına yansıtıldığının anlaşılması karşısında, sanıkların katılana yönelik eylemleri nedeniyle sübuta eren ve unsurları yönünden oluşan, TCK’nın 80/3 ve 227/1-4. maddelerinde düzenlenenen insan ticareti ile fuhuş suçlarından ayrı ayrı mahkumiyetleri yerine, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle sadece fuhuş suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi bozma nedeni yapılmıştır31.
Göçmen kaçakçılığı suçu ile sınıraşan niteliği ile benzerlik gösteren insan ticareti suçu arasındaki temel fark rıza unsurudur. Türk Ceza Kanunu’nun 79. maddesinde düzenlenen göçmen kaçakçılığı suçunda mağdur gönüllülük esası ile ülke değiştirirken insan ticareti suçunda mağdurun rızası ya cebir, tehdit gibi araç fiillerle bertaraf edilmekte ya da kandırılması neticesinde hukuka aykırı biçimde elde edilmektedir. Bunun yanında, göçmen kaçakçılığı suçunun niteliği itibarıyla sınırın geçilmesiyle yani kaynak ülkeye transferin tamamlanmasıyla fail ve mağdur arasındaki bağlantı sona ermekteyken insan ticareti suçunda, suçun icrası ve fail ile mağdur arasındaki bağlantı, sınırın geçilmesiyle birlikte sömürü ve istismar vasfındaki eylemlerle devam etmektedir.
Nitekim Yargıtay önüne intikal eden olayda, mağdur Rıza’nın amcasının, sanık T..M..’den İranda bulunan mağdur Rıza’nın çalışması için Yunanistan’a götürülmesini istediği, bunun üzerine mağdurun sanık Tahar ve anlatımlarda adı geçen Tacettin ve Zübeyir yardımı ile İran’dan İstanbul’a getirildiği, mağdurun amcasının tekrar sanık Tahar’ı arayarak mağdurun İran’a geri getirilmesini istemesi üzerine sanık Tahar’ın zorla ve sanık Mustafa’nın yardımı ile araçla mağduru Van’a götürürken şüphe üzerine yakalandıkları, araçta yapılan aramada mağdurun zorla götürüldüğüne yönelik beyanlarını destekleyen zincir, anahtar kilidi ve bir adet kuru sıkı tabanca ele geçirildiği gözetildiğinde oluşa, dosya kapsamına göre sanık Tahar yönünden bir yabancıyı ülkeye sokmak suretiyle tamamlanmış göçmen kaçakçılığı ve hürriyeti tahdit, sanık Mustafa yönünden ise hürriyeti tahdit suçlarının oluştuğu gözetilmeden ve insan ticareti suçunun unsurlarının ne şekilde gerçekleştiği, hangi amaçla mağdunun tutulduğu kararda tartışılmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur32.
Suçun Yaptırımı ve Muhakemesi
Re’sen soruşturulan bir suç olan göçmen kaçakçılığı suçunda davaya bakma yetkisi, suçun işlendiği yer mahkemesine aittir. Suçun yaptırımı, sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezasıdır. Suç dolayısıyla tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirlerine başvurulacağı belirtildiğinden ilgili tüzel kişiliğine karşı iznin iptali ve müsadere kurumları uygulama alanı bulabilecektir. Yasa’da öngörülen hapis cezasının üst sınırı dikkate alındığında görevli mahkemenin ağır ceza mahkemesi olduğu ve asli dava zamanaşımı süresinin on beş yıl olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca eşya ve kazanç müsaderesi hükümlerine göre, mağdurların naklinde veya barındırılmasına kullanılan taşınır ve taşınmaz mallar, iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla müsadere edilecektir.
- https://www.goc.gov.tr/insan-ticareti-ile-mucadele-istatistik ↩︎
- https://www.coe.int/en/web/anti-human-trafficking/t%C3%BCrkiye ↩︎
- Y.7CD., 08/12/2021T., 13532/16937 ↩︎
- Y.18CD., 04/04/2018T., 2017/7373E., 2018/5000K. ↩︎
- Y.4CD., 24/05/2023T., 1565/18918 ↩︎
- Y.18CD., 21/02/2018T., 794/2178 ↩︎
- Y.6CD., 16/12/2015T., 1225/46149 ↩︎
- Y.8CD., 15/04/2010T., 1440/5953 ↩︎
- Y.8CD., 15/04/2010T., 1440/5953 ↩︎
- Y.18CD., 29/06/2020T., 2019/11318E., 2020/8223K. ↩︎
- YILMAZ, Yeşim: İnsan Ticareti Suçu ve İçtima Sorunu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, Cilt 23, Sayı 3, 2017, s.905 ↩︎
- Y.9CD., 19/11/2014T., 2013/10153E., 2014/11681K. ↩︎
- Y.4CD., 22/12/2021T., 32130/30020 ↩︎
- Y.4CD., 16/03/2023T., 2020/3148E., 2023/16193 ↩︎
- Y.18CD., 16/03/2016T., 2015/23596E., 2016/5094K. ↩︎
- Y.4CD., 04/06/2024T., 2021/33208E., 2024/7976K. ↩︎
- Y.18CD., 02/10/2017T., 2015/37599E., 2017/9995K. ↩︎
- Y.18CD., 14/05/2015T., 1/1334 ↩︎
- Y.18CD., 12/02/2019T., 2017/1300E., 2019/2858K. ↩︎
- Y.4CD., 20/03/2024T., 2021/23531E., 2024/3591K. ↩︎
- Y.9CD., 20/10/2009T., 2007/8697E., 2009/13101K. ↩︎
- Y.8CD., 18/04/2022T., 2019/6554E., 2022/6136K. ↩︎
- Y.8CD., 21/06/2022T., 2019/10772E., 2022/10176K. ↩︎
- Y.9CD., 27/05/2014T., 2447/6249 ↩︎
- Y.8CD., 21/06/2022T., 2019/10772E., 2022/10176K. ↩︎
- Y.4CD., 06/05/2024T., 2021/23727E., 2024/5994K. ↩︎
- Y.4CD., 19/06/2023T., 2021/12091E., 2023/20065K. ↩︎
- YILMAZ, s.924 ↩︎
- Y.14CD., 05/12/2013T., 8372/12809 ↩︎
- Y.18CD., 20/03/2016T., 2015/35622E., 2016/6429K. ↩︎
- Y.18CD., 13/02/2017T., 2015/24030E., 2017/1481K. ↩︎
- Y.8CD., 18/02/2013T., 2012/26348E., 2013/5657K. ↩︎

Yorum yok