“Madde 30 – Türkiye Cumhuriyeti dahilinde dişçilik sanatını icra ve diş tabibi unvanını taşıyabilmek için Türk olmak ve Türkiye Darülfünunu Dişçi Mektebinden diploma almak lazımdır.”
1219 sayılı Kanun’un ilgili maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti’nde diş hekimliği mesleğini icra edebilmek ve bu ünvanı taşıyabilmek için Türk vatandaşı olmak ve Türk diş hekimliği fakültelerinden mezun olmak ön koşul olarak aranmaktadır.
Türk vatandaşlarının yabancı bir ülkeden mezun olması halinde ise diplomasının Yüksek Öğretim Kurulu tarafından belirlenen denklik şartlarını ihtiva etmesi ve lisans denklik belgesinin Sağlık Bakanlığı tarafından tescil edilmesi gerekmektedir. Öte yandan, yabancıların Türkiye’de diş hekimliği fakültesinde okumaları Yabancı Öğrenci Seçme Sınavı’nda (YÖS) başarılı olmaları ve lise diplomalarının Türk liselerinden alınan diplomalara denk olduğunu gösteren denklik belgesinin olması koşuluyla mümkündür.
Anayasa Mahkemesi 28/11/2024 tarihli ve 32736 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan kararında; yabancı uyruklu şahısların diş tabibi olarak çalışma izni verilmesinin reddine ilişkin idari işlemin iptali istemiyle açılan davada 11/4/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 30. maddesinde yer alan “…Türk olmak ve Türkiye Darülfünunu Dişçi Mektebinden…” ibaresinin Anasaya’ya aykırı olduğu gerekçesiyle açılan iptal davasında somut norm denetimi kapsamında incelemede bulunmuştur.
Başvuru kararında özetle; sözü edilen yasal düzenleme ile Türkiye Cumhuriyeti dahilinde dişçilik sanatını icra etmek ve diş tabibi unvanını taşıyabilmek için Türk olmanın ve Türkiye Üniversitelerinde bulunan Diş Hekimliği Fakültesinden mezun olmanın şart olduğu yönünde bir zorunluluk getirildiği, söz konusu düzenleme uyarınca başka hiçbir şart ve kayıt altında bu mesleği Türkiye’de icra etmenin mümkün olmadığı, diğer taraftan aynı Kanun’un 8. maddesinde ise “Türkiye’de icrayı tababet için bu kanunda gösterilen vasıfları haiz olanlar umumi surette hastalıkları tedavi hakkını haizdirler. Ancak her hangi bir şubei tababette müstemirren mütehassıs olmak ve o unvanı ilan edebilmek için Türkiye Tıp Fakültesinden veya Sıhhıye Vekaletince kabul ve ilan edilecek müessesattan verilmiş ve yahut ecnebi memleketlerin maruf bir hastane veya laboratuvarından verilip Türkiye Tıp Fakültesince tasdik edilmiş bir ihtısas vesikasını haiz olmalıdır.” hükmüne yer verilmek suretiyle Türkiye’de hekim olarak görev yapacaklar yönünden “Türk olmak ve Türkiye Üniversitelerinin Tıp Fakültesinden” mezun olmak gibi bir şarta yer verilmediği, bir başka deyişle uyruğuna bakılmaksızın Türkiye’de ve/veya Türkiye dışında herhangi bir ülkenin tıp fakültesinden mezun olan bir hekimin kanunda belirtilen şartları taşıması ve diplomasının tanınması halinde Türkiye’ de hekimlik yapmasının önünde herhangi bir engelin bulunmadığı anlaşılmakta olup Türkiye’de görev yapacak hekimler yönünden öngörülmeyen düzenlemenin Türkiye’de görev yapacak diş hekimleri yönünden “Türk olmak ve Türkiye Üniversitelerinin Diş Hekimliği Fakültesi bölümlerinden mezun olmak” şartına bağlanmak suretiyle getirilen kısıtlamanın zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği gibi hekimler ile diş hekimleri arasında eşitlik ilkesini zedeleyerek orantısız bir müdahaleye sebebiyet verdiği, Anayasa’nın 2., 9., 10. ve 49. maddelerine aykırı de açıkça aykırılık teşkil ettiği dolayısıyla çalışma barışının sağlanması kuralını ihlal ettiği ifade edilerek iptali talep edilmiştir.
Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Anayasa’nın 48. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.” hükmü yer almaktadır. Anayasa’nın 49. maddesinin birinci fıkrasında “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.” denilmiştir. Bu maddelerde düzenlenen çalışma hakkının öznesi “herkes” olarak belirlenmek suretiyle bu hak sadece Türk vatandaşları için değil ilke olarak yabancılar yönünden de güvence altına alınmıştır (AYM, E.2011/150, K.2013/30, 14/2/2013).
İtiraz konusu kuralla, Türkiye’de diş hekimliği mesleğini icra edebilmek ve diş tabibi ünvanını taşıyabilmek için Türk olmak ve Türk diş hekimliği fakültelerinden diploma almak gerektiği hükme bağlanmak suretiyle yabancıların Türkiye’de diş hekimi olarak çalışma haklarına sınırlama getirildiği görülmektedir.
Anayasa’nın “Yabancıların durumu” başlıklı 16. maddesi “Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.” hükmünü içermektedir. Anılan maddenin gerekçesinde de “Bu madde, ülkede bulunan yabancıların hak ve hürriyetlerinin, gereken hallerde, vatandaştan farklı olarak düzenlenip sınırlanabileceğini hüküm altına almaktadır. Mesela bir yabancının ülkeye giriş yahut ülkede seyahat ve yerleşme hürriyeti, basın hürriyeti elbetteki vatandaşlarınkinden farklı olacaktır. Bu farklılık kendisini özellikle siyasî haklar konusunda göstermektedir. Vatandaş ve yabancı arasında gözetilen bu ayırım milletlerarası hukuka uygun olmalıdır. Kişi- Devlet ilişkilerine milletlerarası bir unsur karıştığı zaman bu ilişkilerin düzenlemelerinde milletlerarası hukukun göz önünde tutulması gereği bilinmektedir.” denilmektedir (AYM, E.2020/30, K.2023/12, 25/1/2023, § 187).
Hükmün lafzından ve gerekçesinden, yasama organının, yabancıların temel hak ve özgürlüklerinin sınırlanmasında milletlerarası hukuka uygunluk ve kanunilik olmak üzere iki ölçütü benimsediği anlaşılmaktadır.(AYM, E.2020/30, K.2023/12, 25/01/2023, § 188).
Mahkeme, Türkiye’de diş hekimliği mesleğini icra edebilmek ve diş tabibi unvanını taşıyabilmek için Türk olma ve Türk diş hekimi fakültelerinden diploma alma koşulunu öngören kuralın şeklî anlamda bir kanun hükmünde olduğunu, mesleğin hangi koşullarda ülkemizde yerine getirilebileceğini herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlediğini gözeterek kuralda, Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi ışığında, herhangi bir belirsizliğin bulunmadığını ve keyfiliğe izin vermeyecek şekilde öngörülebilirlik koşulunun sağlandığını ifade etmiştir.
13/12/1966 tarihli ve 811 sayılı Kanun’la onaylanması uygun bulunan İş ve Meslek Bakımından Ayrım Hakkındaki (111) sayılı Milletlerarası Çalışma Sözleşmesi’nin 1. maddesinde ayrımcılık ırk, renk, cinsiyet, din, siyasal inanç, ulusal veya sosyal menşe bakımından yapılan iş veya meslek edinmede veya edinilen iş veya meslekte tabi olunacak muamelede eşitliği yok edici veya bozucu etkisi olan her türlü ayrılık gözetme, ayrı tutma veya üstün tutma olarak tanımlanmış, bununla birlikte belirli bir iş için, o işin niteliği gereği yapılan, herhangi bir ayrılık gözetme, ayrı tutma veya üstün tutmanın ayrım sayılmayacağı ifade edilmiştir.
29/8/1961 tarihli ve 359 sayılı Kanun’la onaylanması uygun bulunan Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme’nin 17. maddesinde sözleşmeye taraf devletlerde yasal olarak ikamet eden mültecilere çalışma hakkı verilmesinde gerekli kolaylığın sağlanacağı, ancak ulusal iş gücü piyasasının korunması amacıyla yabancıların çalışmalarına sınırlama getirilebileceği düzenlenmiştir.
Bunun yanı sıra 26/4/2001 tarihli ve 4662 sayılı Kanun’la onaylanması uygun bulunan Tüm Göçmen İşçilerin ve Aile Fertlerinin Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’nin 52. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde devletin çıkarları için gerekli olduğunda ve ulusal kanunlarca öngörüldüğünde göçmen işçilerin belirli iş, görev, hizmet ya da faaliyet kategorilerinde çalışmalarını kısıtlayabileceği; (b) bendinde ülkesi sınırları dışında kazanılmış mesleki niteliklerin tanınması ile ilgili mevzuatı çerçevesinde gelir getirici faaliyetlerin serbestçe seçilmesini kısıtlayabileceği, ancak ilgili taraf devletlerin bu mesleki yeterliliklerin tanınması hususunda gerekli çabayı gösterecekleri belirtilmiştir.
Bu bağlamda; çalışma hakkının sınırları konusunda, uluslararası anlaşmalar çerçevesinde, yasama organının takdir yetkisinin geniş kabul edilmekle yabancıların ülkeye girişi, ikameti ve ekonomik faaliyetine ilişkin şartları ve sınırları belirlemede kanun koyucunun geniş takdir yetkisine sahip olduğu ve yabancılara, vatandaşlarıyla eşit haklar tanıma konusunda kural olarak herhangi bir zorunluluğun bulunmadığına dikkat çekilmiş; ulusal iş gücü politikası çerçevesinde ülkedeki yetişmiş iş gücü ihtiyacı, istihdam imkânları ve araçları konusunda gerekli araştırma ve bilgisine sahip olarak değerlendirme yapabilecek konumda olan kanun koyucunun Türkiye’de çalışacak yabancılarda aranılacak mesleki nitelikler, müfredat ve eğitim koşullarını belirlemede takdir yetkisine sahip olduğu ve bu yetkisi çerçevesinde yabancılar yönünden öngörülen sınırlamanın milletlerarası hukuka aykırı bir yönünün bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Eşitlik ilkesi gereği olarak karşılaştırma yapılmaya müsait olacak şekilde benzer durumda olanlar arasından bir kısmı lehine getirilen farklı düzenlemenin bir ayrıcalık tanınması niteliğinde olmaması için nesnel ve makul bir temele dayanması gerekir (AYM, E.2023/115, K.2024/13, 18/1/2024, § 28)
Bu kapsamında yapılan incelemede ise diş tabipliği ile tıp doktorluğu arasında eğitim görülen fakültelerin eğitim süreleri, uzmanlık alanları, iş kapsamları ve çalışma alanları bakımlarından sözü edilen meslek gruplarının karşılaştırma yapılmaya müsait olacak şekilde benzer olduğu söylenemeyeceği göz önüne alınarak yabancı doktorlar ile yabancı diş hekimlerinin Türkiye’de çalışma şartları bakımından farklı kurallara tabi tutulmasının eşitlik ilkesine de aykırı olmadığı değerlendirilmiştir.(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2011/90, K.2012/71, 17/5/2012)

Yorum yok