I. İŞÇİ

İş Yasası’nın 2. maddesinde tanımlandığı üzere, bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi denir.

Tanımdan da anlaşıldığı üzere, işçinin özel sektöre ait bir iş yerinde ya da kamu sektörü bünyesinde hizmet vermesinin işçilik sıfatı bağlamında bir farkı bulunmamakla burada belirleyici olan aradaki ilişkinin iş sözleşmesine dayanmasıdır.

Buna göre, çalışan kişinin işçi sıfatını haiz olabilmesi için tarafların hür iradeleri ile akdettikleri bir sözleşmenin varlığı şart olmakla yasal yükümlülüklerden kaynaklanan çalışmalarda kişi işçi olarak kabul edilmemektedir.

İşçilik sıfatı bakımından aranan bir diğer husus da taraflar arasındaki ilişkinin “iş sözleşmesi”ne dayanmasıdır. İş Kanunu’nun 8. maddesine göre, herhangi bir şekil şartına tabi olmayan iş sözleşmeleri, işçinin bağımlı olarak iş görmeyi, işverenin de buna karşılık olarak ücret ödemeyi üstlenmesiyle oluşan bir sözleşmedir.

İşverenin yönetim hakkı kapsamında gerek işin yürütülmesine ve gerekse iş yerinin düzen ve güvenliğine ilişkin vereceği talimatlar doğrultusunda hareket etmekle yükümlü olan işçinin, iş mukavelelerini, konusu iş görme olan eser ve vekalet sözleşmeleri gibi diğer sözleşmelerden ayıran başat unsur da, işin izah edildiği şekliyle bağımlı olarak görülmesidir.

İş sözleşmelerinin diğer bir unsuru da işçinin çalışma ve emeği karşılığında aldığı ücrettir. Uygulamada iş sözleşmelerinde ücret gösterilmekle birlikte ücret miktarının açıkça gösterilmemiş olması taraflar arasında iş ilişkisinin bulunmadığı şeklinde yorumlanmaması gerektiği yönündedir. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 28/01/2010T., 14699/1530)

II. ÇIRAK

1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ile düzenlenen çıraklık ilişkisinde çırak, çıraklık sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında o mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştiren kişiyi ifade etmektedir.

Çıraklık sözleşmesi, iş yeri sahibi ile çırak adayı ergin ise kendisi arasında, aksi durumda ise velisi ya da vasisi arasında yazılı olarak akdedilmektedir. Çıraklık ilişkisi, işin özelliğine göre en az iki ve en çok dört yıl olarak belirlenebilmektedir.

Çırak olabilmek için en az ortaokul veya imam-hatip ortaokulu mezunu olmak, bünye ve sağlık durumu yönlerinden gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak şartları aranmaktadır. Tehlikeli ve çok tehlikeli işler ile özellik arz eden meslekler bakımından öğrenim ve yaş durumu Milli Eğitim Bakanlığı’nca belirlenmektedir.

Aday çırak ve çırak; öğrenci statüsünde olup, öğrencilik haklarından yararlanır ve iş yerinde çalışan işçi sayısına dahil edilmezler. Nitekim İş Yasa’sının 4. maddesinde de Yasa’nın çıraklar hakkında uygulama alanı bulmayacağı kural altına alınmıştır. Buna karşılık, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğ Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun iş

kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası hükümlerinde öngörülen güvencelerden yararlanmaktadırlar.

Çırağın iş yerinde çalışmasında asıl amacı mesleki eğitim ve sanatı öğrenmek olmakla Yasa, çırağın yaşına uygun asgari ücretin %30’undan aşağı olmamak üzere sosyal ücret niteliğinde bir ücret ödeneceğini ve her yıl tatil aylarında bir ay ücretli izin hakları olduğunu hüküm altına almıştır. (MEK, m.26)

Çıraklık ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar açısından, işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler ile iş yeri sahibi arasındaki sözleşme 4857 sayılı İş Kanunu anlamında iş sözleşmesi olmadığından, iş mahkemelerinin değil, genel mahkemelerin görevli olduğu kabul edilmektedir. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 27/05/2005T., 569/2241)

Yargıtay, iş yerinde çalışan kişinin çıraklık ya da işçilik sıfatının tespiti bakımından bir uyuşmazlık çıktığında, çalışanın yaşı ve becerisi dikkate alınarak, üretime emsali olan diğer işçiler düzeyinde katkısının bulunup bulunmadığının, çalışmasının eğitim gören bir işçi düzeyinde olup olmadığı araştırılarak ortalama bir işçi düzeyinde çalıştığının tespiti halinde iş ilişkisinin kurulduğunu kabul etmektedir. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 08/04/2008T., 12812/7878)