KASKO POLİÇESİNDEN DOĞAN UYUŞMAZLIKLARA İLİŞKİN KARAR

16/08/2024 tarihli ve K-2024/286826 sayılı Hakem Kararı

İstemin Özeti:

Uyuşmazlıkta; Genişletilmiş Kasko Paket Sigorta Poliçesi kapsamında 17.10.2023 tarihinde yaşanan trafik kazası sonucu sigortalı başvurana ait aracın hasarlandığı, davalı sigorta şirketi tarafından açılan Kasko hasar dosyasına istinaden 26.790,00-TL hasar tespit edildiği, alınan ekspertiz raporu neticesinde araçta 36.697,32-TL hasar tespit edildiği, ekspertiz ücreti olarak 636,00-TL ödendiği, 03.01.2024 tarihinde davalı sigorta şirketine başvurulduğu belirtilerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10,00-TL hasar ve 636,00-TL ekspertiz ücretinin temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile ödenmesi, yargılama ve vekâlet giderlerinin karşı yana yükletilmesi isteminde bulunulmuştur.

Sigorta Kuruluşunun Cevabı:

Davalı sigorta kuruluşu savunmasında özetle; başvuru konusu talebin belirsiz alacak olarak ileri sürülmesinde hukuki yarar bulunmadığını, KTK 97 uyarınca sigorta şirketine kanunda belirtilen evraklar ile müracaat edilmemiş olduğunu, şirketin ancak hasardan kara araçları kasko genel şartları kapsamında ve poliçede belirlenen esaslar çerçevesinde sorumlu olacağını, hasar miktarının 01.06.2015 tarihli Genel Şartlar hükümlerine göre tespit edilmesi gerektiğini, şirketin KDV’den ve ekspertiz ücretinden sorumlu olmayacağını, şirket temerrüde düşmediğinden faiz isteminin reddini, baro pulu, vekaletname noter masrafı, dilekçe yazım bedeli, vekalet harcı yargılama gideri kapsamında bulunmadığından işbu taleplerin reddini, vekalet ücretinin 1/5 vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek, davacının talebinin reddi, yargılama ve vekâlet giderlerinin karşı yana yükletilmesi isteminde bulunmuştur.

İlgili Mevzuat:

Uyuşmazlığın çözümü için 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu, Türk Ticaret Kanunu (TTK), Türk Borçlar Kanunu (TBK), Türk Medeni Kanunu (TMK), 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK), Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK), Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik, Bireysel Genişletilmiş Kasko Sigortası Genel Şartları ile poliçe hükümleri ve Yargıtay kararları dikkate alınmıştır.

Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartlarının, “Gerek hareket gerek durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketli bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar”(Madde A.1/b) hasarlar teminat kapsamındadır.

Sigortacılık Kanunu’nun “Sigorta eksperleri” başlığını taşıyan 22. maddesine dayanılarak hazırlanan Sigorta Eksperleri Atama Yönetmeliği’nin 7. maddesinin 1. fıkrası “Motorlu araç sigortalarında sigortalı veya sigorta ettiren ya da sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişi tarafından, her aşamada eksper atanabilir.” hükmünü içermekte olup davacının zarar tutarının tespit edilmesi açısından eksper atamaya hakkı bulunduğu anlaşılmaktadır.

Kasko Sigortası Genel Şartları, rizikonun gerçekleşmesi halinde sigortacının yükümlülükleri bağlamında; “ Sigortacı hasar ihbarı üzerine talep ettiği belgelerin kendisine eksiksiz olarak verilmesi ve zararın eksper vasıtasıyla tespiti kararlaştırılmış ise eksper raporunun tesliminden 4 itibaren en geç 10 işgünü içinde Genel ve Özel Şartlar kapsamında gerekli incelemeleri tamamlamak ve ödemeye engel bir durumun bulunmaması halinde tazminat miktarını tespit edip sigortalıya ödemek zorundadır. Tazminat ödeme borcu her halde hasarın ihbarından itibaren 45 gün sonra muaccel olur.” şeklindedir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/23802E., 2015/769K. sayılı kararında;

“(…) davacı onarıma rıza gösterdiğini ancak orijinal ya da eşdeğer parçalarla yapılmasını talep ettiğini, davalı eksperinin birkaç yerden teklif aldığını, en düşük teklifi veren kaportacı ile orijinal ve eşdeğer parçalarla onarım konusunda eksper ve kaportacı arasında anlaşma yapıldığını, ancak aracın çıkma parçalarla tamir edildiğini, hasarlı parçaların değiştirme yerine onarılarak araca takıldığını ve gereği gibi onarımı yapılmadan teslim edildiğini…Davalı sigorta şirketi, sigortalı araçta meydana gelen zararı azami sigorta bedeline kadar karşılamak durumundadır. Aracın gereği gibi tamir ettirilmemesi sebebiyle oluşan zarardan davalı sorumludur.” şeklinde tespitte bulunmuştur.

Avans faizine hükmedilebilmesi için Yargıtay 17. ve 11. Hukuk Daireleri’nin yerleşik içtihatları uyarınca zarara sebep olan aracın ticari kullanımda ya da işletenin tacir olması gerekmektedir. Trafik kazası haksız fiilden kaynaklanmakla birlikte zarara sebebiyet veren araç ticari tescilli olduğu göz önüne alınarak araç işleteninin borçlarının da ticari olacağı, dolayısıyla sigortalısının yasal halefi durumunda olan davalı sigorta kuruluşunun da meydana gelen zarar dolayısıyla avans faizinden sorumlu olması gerektiği kabul edilmiştir. (Yargıtay 17. HD 10.07.2014T., 2013/12226E. ; Yargıtay 11. HD 29.11.2004T., 12660/8072)

TTK’nın 1426. maddesi gereği “Sigortacı, sigorta ettiren, sigortalı ve lehtar tarafından, rizikonun, tazminatın veya bedel ödeme borcunun kapsamının belirlenmesi amacıyla yapılan makul giderleri, bunlar faydasız kalmış olsalar bile, ödemek zorundadır.”

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 11/04/2016T., 2015/6276E., 2016/4564K. sayılı kararında, ekspertiz giderinin yargılama giderlerinden olduğu belirtilmiş, bedelin yargılama giderlerine eklenerek davanın kabul ve red oranına göre karar verilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 17/2. maddesi Sigorta Tahkim Komisyonu başvuruları için uygulanacak asgari avukatlık ücretlerini düzenlemektedir. Sigortacılık Kanunu’nun 30. maddesi tahkimle ilgili hükümleri düzenlemektedir. Anılan maddenin 17. fıkrası “Talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine hükmolunacak vekâlet ücreti, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirlenen vekâlet ücretinin beşte biridir.” hükmünü haizdir.

Aynı maddenin uygulamalarını düzenleyen Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik’in 16/13. maddesi “Tarafların avukat ile temsil edildiği hallerde, taraflar aleyhine hükmedilecek vekâlet ücreti, her iki taraf için de Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde yer alan asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin beşte biridir.” hükmünü haizdir.

Ayrıca, Yargıtay 17. ve 4. Hukuk Dairelerinin 2016-2021 yıllarında “her iki taraf lehine 1/5 oranında vekalet ücretine hükmedilmesine; Ancak, bu şekilde hesaplanan miktarın AAÜT ile belirlenen maktu ücretin altında kalması halinde maktu ücrete hükmedilmesi gerektiğine” yönelik kararları bulunmaktadır.

İnceleme ve Karar:

İlgili mevzuat ile Yargıtay kararları çerçevesinde yapılan değerlendirme çerçevesinde;

Dosyaya sunulan belgelerden hasarın 17.10.2023 tarihinde meydana geldiği ve 03.01.2024 tarihinde sigorta şirketine tebligat yaptığı göz önüne alındığında davalı sigorta şirketinin 13.01.2024 tarihinde temerrüte düştüğü anlaşılmıştır.

Oluşan zarar sebebiyle aradaki farkın iskonto uygulanmaksızın ve KDV’si de ödenmek üzere sigorta şirketince tazmin edilmesi ve zararın tam bedel üzerinden giderilmesi gerekmektedir.

KDV dahil 636,00-TL ekspertiz ücretinin makul gider niteliğinde olduğu kanaatine varılarak ekspertiz raporu ücretinin TTK 1426 uyarınca nihai yükümlüye (sigortacıya) yansıtılması gerektiği belirtilmiştir.

İki taraf lehine belirlenen asgari vekalet ücretinin 1/5’ini geçmemek üzere, vekalet ücreti ödenmesine karar verilmiştir.

Davacının isteminin kabulü ile iskontolu ve KDV dahil 34.747,00-TL hasar bedelinin 13.01.2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı sigorta şirketinden tahsiline, davacı tarafından yapılmış yargılama giderinin sigorta şirketinden tahsiline, davacı vekille temsil edildiğinden, haklılık oranına göre, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) madde 17 ve tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde asliye mahkemeleri için öngörülen ücret esas alınarak tarifenin üçüncü kısmına göre hesaplanan 17.900,00-TL vekâlet ücretinin davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmiştir.

KARAYOLLARI MOTORLU ARAÇLAR ZORUNLU MALİ SORUMLULUK (TRAFİK) SİGORTASI POLİÇESİNDEN DOĞAN UYUŞMAZLIKLARA İLİŞKİN KARAR

08/08/2024 tarihli ve K-2024/387992 sayılı Hakem Kararı

İstemin Özeti:

Uyuşmazlıkta; davalı sigorta şirketi tarafından karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçesi ile sigortalanmış olan araç ile yaya arasında 01.07.2015 tarihinde gerçekleşen kaza sonucunda başvuranın üniversite hastanesinden alınan sağlık kurulu raporuna göre %15 oranında sürekli malul kaldığı, geçici işgöremezlik süresinin 120 gün olduğu, geçici bakıcı gereksinimi süresinin 30 gün olduğu, meydana gelen kazada davalı sigorta kuruluşuna sigortalı sürücüsünün % 75 oranında kusurlu olduğu, davalı sigorta kuruluşunca yapılan 43.545,00-TL ödemenin yetersiz olduğu belirtilerek fazlaya ilişkin hakları saklı olmak üzere 30,00-TL sürekli iş göremezlik, 10,00-TL geçici iş göremezlik, 10,00-TL geçici bakıcı gideri tazminatı olmak üzere toplamda 50,00-TL maluliyet tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ödenmesi, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı yana yükletilmesi isteminde bulunulmuştur.

Sigorta Kuruluşunun Cevabı:

Davalı sigorta kuruluşu savunmasında özetle; başvuru öncesi yapılan ödeme nedeniyle poliçeden kaynaklanan sorumluluğun sona erdiği, maluliyet raporunun kaza tarihinde geçerli Yönetmeliğe uygun düzenlenmediği, raporun Yönetmeliğe uygun rapor düzenlemeye yetkili bir hastaneden alınmadığı, başvurunun bu nedenle usulden reddi gerektiği; geçici iş göremezlik ve geçici bakıcı gideri taleplerinin SGK tarafından karşılanması gerektiğinden teminat kapsamında olmadığı, kabul anlamına gelmemek üzere zararın artmasında başvuru sahibinin kusuru olduğundan müterafik kusur indirimi uygulanması gerektiği, hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve % 1,8 teknik faiz esas alınarak yapılması gerektiği, başvuruya sebep olmadıklarından temerrüt oluşmadığı, başvurunun reddi ile vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesi gerektiği belirtilerek davacının talebinin reddi, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesi talebinde bulunulmuştur.

İlgili Mevzuat:

Uyuşmazlığın çözümü için 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, Türk Borçlar Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik, Karayolları Trafik Yönetmeliği, Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ile ilgili yargı kararları dikkate alınmıştır.

2918 sayılı KTK’nın 90. maddesinde; “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanunda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanunda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.” hükmü öngörülmüş, 91. maddesinde zorunlu mali sorumluluk sigortası olarak tanımlanan trafik sigortasının, işletenlerin KTK’nın 85. maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere düzenleneceği hüküm altına alınmıştır.

Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının düzenlenme amacı olarak Genel Şartların A.1’inci maddesinde; “Bu Genel Şartların amacı, 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca motorlu araç işletenlerine yüklenen hukuki sorumluluk için düzenlenen Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına yönelik ilgililerinin hak ve yükümlülüklerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesidir.” şeklinde belirtilmiştir.

Trafik kazalarında zarar verenin verdiği zararı karşılaması, özünde, “haksız fiil” nedeniyle verilen zararın tazmini anlamına gelmekte olup; TBK madde 49 uyarınca, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür.

TBK madde 50 uyarınca zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altında olup; TBK madde 52 kapsamında, zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise yargıcın tazminatı indirebileceği veya tamamen kaldırabileceği, TBK madde 55’e göre de kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyeceği öngörülmüştür.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 30/04/2013T., 2012/3873E., 2013/5911K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu 111/2 maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilirler. KTK 111/2 maddesindeki iki yıllık süre bir hak düşürücü süre olup, öncelikle bu süre içerisinde davaların açılıp açılmadığının re’sen incelenmesi gerekmektedir.

2918 sayılı KTK’nın 109. maddesi 1. fıkrasında; “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin istekler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği günden başlayarak iki yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar” denilmekte olup, maddenin 2.fıkrasında da; “Dava, cezayı gerektiren bir eylemden doğar ve ceza kanunu bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre maddi tazminat istekleri için de geçerlidir” hükmü yer almıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 66. maddesine göre zamanaşımı süresinin bir ölümle neticelense dahi 15 yıl (md 66/d, bir veya birden fazla yaralı varsa 8 yıl (md 66/e) olacağı anlaşılmaktadır.

2918 sayılı Kanunun 109. maddesinde yer alan her halde kaza gününden başlayarak 10 yıl şeklinde belirlenen süre ise tavan zamanaşımı süresi olup, zarara sebebiyet verenin ve/veya zararın elde olmayan sebeplerle geç belirlenebildiği, öğrenilemediği haller için kaza tarihinden itibaren işleyecek azami süreyi ifade etmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30/11/2011T., 2011/710K. sayılı ilamında;

“818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/11. maddesi, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbiriyle uyumlu olmakla birlikte, zamanaşımı süresi yönünden birbirlerinden ayrılmaktadır. Trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından zamanaşımı süresi Borçlar Kanunu’nun 60. maddesine göre bir yıl; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/11. maddesine göre ise iki yıl olarak düzenlenmiştir. Vurgulamakta yarar vardır ki, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/11. maddesine göre, ceza kanununda öngörülen daha uzun (uzamış) zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalarda uygulanabilmesi için, eylemin ceza kanununa göre suç sayılması gerekli ve yeterlidir; fail hakkında mahkumiyet kararı verilmesi veya bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması şartı aranmamaktadır. Ceza Kanunu’nda öngörülen daha uzun (uzamış) zamanaşımı süresi, olay tarihinden itibaren işlemeye başlar; sürenin işlemeye başlaması için, zarar görenin, zararı ve onun failini öğrenmesi koşulu aranmaz. Ancak, zarar veya onun faili, uzamış zamanaşımı süresinin bitmesinden sonra öğrenilmiş ise, davanın, öğrenme tarihinden itibaren, 2918 sayılı Kanun’un 109. maddesindeki iki yıllık süre içerisinde açılması gerekir.” şeklinde tespitte bulunulmuştur.

Sigorta Hukukuna hakim olan genel ilke uyarınca, sigorta alacağının muaccel hale gelebilmesi için öncelikle rizikoyu ihbar yükümlülüğünün başlamış olması gerekmektedir. Sigorta ettirenin rizikoyu ihbar yükümlülüğü, 6102 Sayılı TTK nun 1446. maddesi uyarınca ancak “rizikonun gerçekleştiğinin öğrenilmesiyle” başlar.

TTK.m.1427’nin, muacceliyetin başlangıcı için TTK.m.1446 hükmüne yaptığı atıf da görmezlikten gelinemez. Bu halde, rizikonun gerçekleştiğini gecikmeksizin bildirim görevinin BK.m.149/2 anlamında muacceliyete etki eden bir bildirim olduğu sonucuna ulaşmak gerekir.

BK.m.149/1 hükmü, alacak zamanaşımı süresinin başlangıcını muacceliyet olarak belirlemiştir. Ancak söz konusu alacağın bir bildirime bağlı olması halinde, zamanaşımının bu bildirimin yapılabileceği günden başlayacağını da hükme bağlamıştır (BK.m.149/2).

Görüleceği üzere, BK.m.149/2, zamanaşımı süresini bildirimin yapılması anından değil de yapılabileceği günden başlatmaktadır. Eğer bildirim yetkisi, taraflardan birine verilirse bildirim yapılmayarak alacağın muaccel olmasına ve dolayısıyla zamanaşımı süresinin başlangıcına da engel olunabilir. Bu nedenle BK.m.149/2 hükmünde, Kanun koyucu, bildirimin fiilen yapıldığı anı değil, bildirimin caiz olduğu, yapılabileceği anı esas alır.

Muacceliyet için rizikonun ihbarı da önem taşır. Bu nedenle TTK.m. 1446 hükmüne göre sigorta ettiren gecikmeksizin rizikonun gerçekleştiğini bildirmelidir. Şayet bu bildirimi yapabilecekken yapmaz ise sigortacı bir taraftan muacceliyetin sonucu olan temerrütten kurutulur diğer taraftan da TTK.m.1420’de düzenlenen iki yıllık zamanaşımı süresi başlamış olur.

Yukarıda belirtildiği üzere ZMSS yönünden özel hüküm niteliğinde olan 2918 Sayılı KTK’nın 109. maddesine göre de; “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.

Sigorta Tahkim Komisyonu hakem kararlarının temyiz kanun yolu inceleme mercii olan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararlarındaki uygulama, “Davacı (başvuran) lehine hükmedilecek vekalet ücreti için Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin 16/13 maddesinin uygulanması gerektiği, buna göre AAÜT’ne göre hesaplanan vekalet ücretinin 1/5’i oranında vekalet ücretine hükmedilmesi, ancak bu şekilde hesaplanan miktarın AAÜT ile belirlenen maktu ücretin altında kalması halinde maktu ücrete hükmedilmesi gerektiği” yönünde olmuştur.

Diğer yandan ilgili Daire tarafından her ne kadar önceki kararlarında her iki taraf için de maktu tutar gözetilerek 1/5 vekalet ücretine hükmedilmişse de daha sonra aynı dairenin davalı (aleyhine başvuru yapılan sigorta kuruluşu) lehine maktu tutar gözetilmeksizin 1/5 oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine yönelik güncel tarihli kararlar verdiği görülmüştür.

İnceleme ve Karar:

KTK’nın 90 ve 91. maddeleri gözetilerek sigortacının sorumluluğunun, poliçe limiti ve sigortalı araç sürücüsünün kusur oranı ile sınırlı olduğu kabul edilmiştir.

ZMMS Genel Şartların A.1’inci maddesi gereği araç işletilmesi sırasında zarar görenler işleten ve onun sigortacısından kaza tarihinde geçerli olan limit dahilinde Sürekli Sakatlık (Maluliyet) Tazminatı talep edebilecekleri kabul edilmiştir.

İki yıllık hak düşürücü süre bakımından yapılan incelemede; davalı sigortacının, başvurana % 20 maluliyet oranı üzerinden 43.545,00-TL harici ödeme yaptığı, ayrıca Sigorta Tahkim Komisyonu’nun 15/10/2018 tarihli ve K-2018/65311 sayılı kararı kapsamında yine % 20 maluliyet oranı üzerinden hesaplanan 49.964,18-TL bakiye tazminatın ödenmesine karar verildiği, söz konusu kararın İtiraz Hakem Heyetinin kararı ile kesinleştiği; işbu başvuruda, başvuru tarihinin 04/03/2024 olduğu, İtiraz Hakem Heyetinin kesin hükmü söz konusu olduğu, ayrıca iş bu dosyaya sunulu maluliyet raporunda %15 oranında maluliyet belirlendiğinden maluliyet oranında artış olmadığı gibi başvuranın 2 yıllık hak düşürücü süre içerisinde dava açmadığı anlaşılmakla başvurunun sürekli iş göremezlik talebi yönünden reddine karar verilmiştir.

Zamanaşımı yönünden yapılan incelemede; başvuruya konu kazanın 01/07/2015 tarihinde meydana geldiği anlaşılmaktadır

Başvuru sahibi her ne kadar zararı 29/11/2023 tarihli adli kurul raporu ile raporla birlikte öğrendiğini iddia etmiş ise de dosyaya sunulan belgelerden başvuru sahibinin zararı, kaza tarihinden ancak 8 yıl geçtikten sonra öğrenebildiğini, yani zararın daha önce belirlenemediğini ve bu nedenle geç öğrenildiğini iddia etmediği gibi, böyle bir iddiayı ispata elverişli herhangi bir delil de bulunmadığı kaza tarihinden adli kurul raporunun alındığı tarihee kadar süre içinde tedavinin sürdüğünü ve bu nedenle zararın kesinleşmemesi nedeniyle belirlenemediğini ve dolayısıyla öğrenilemediğini ileri sürecek ve ispatlayacak herhangi bir tıbbi kayıt ve delil bulunmamaktadır.

Şu halde, başvuru sahibinin zararı öğrendiği tarihin 01/07/2015 olduğu, faili öğrendiği tarihin kusur bilirkişi raporunun alındığı tarih olan 26/05/2016 tarihi olarak kabul edildiği, ihbar yükümlülüğünün TTK madde 1475’e göre 06/06/2016 tarihinde dolduğu, bu tarihten itibaren 2 yıllık zamanaşımı süresinin başlayacağının kabulü gerektiği, işbu başvurunun ise 04/03/2024 tarihinde, yani iki yıllık sürenin hitamından sonra yapıldığı anlaşılmıştır.

Özel kanun niteliğindeki 2918 Sayılı KTK’nın 109. maddesinde yer alan ve kaza tarihinden itibaren işleyen 8 yıllık ceza zamanaşımının da dava tarihi itibariyle dolmuş olduğu görülmektedir.

Tüm bu nedenlerle, davalı sigorta kuruluşunun zamanaşımı def’i yerinde görülmüş ve başvurunun zamanaşımı yönünden de reddine karar vermek gerekmiştir.

Son olarak, 21/09/2023 tarihli TBB AAÜT’nin 17/2 maddesinde, “Ancak talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine bu Tarifeye göre hesaplanan ücretin beşte birine hükmedilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Hakemlerin Yargıtay kararlarına karşı direnme hakkı olmaması, (YARGITAY HGK 25.01.2016 tarih ve E.2005/15-728, K.2006/1 sayılı kararı) sigorta tahkim kararlarının temyiz kanun yolu mercii olan Yargıtay’ın da Sigorta Tahkim Komisyonu önünde görülmekte olan uyuşmazlıklarda başvuran taraf lehine maktu tutar gözetilmek kaydıyla, sigorta kuruluşu lehine ise maktu tutar gözetilmeksizin 1/5 oranında vekalet ücretine hükmedilmesi yolunda verdiği kararlar gözetilerek ve nihayet temyiz kanun yoluna tabi kararların Yargıtay denetiminden geçmiş nihai hali ile temyiz yolu açık olmayan kararlar arasında uygulama birliği sağlanmasının hukuk güvenliğinin temini ve belirlilik ilkesi bakımından zorunlu nitelikte görülmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, AAÜT 13. ve 17. maddeleri ile 5684 sayılı Yasa’nın 30/17 maddesi ve Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 16/13 maddesi dikkate alınarak, başvuran lehine maktu tutar gözetilmek kaydıyla, sigorta kuruluşu lehine ise maktu tutar gözetilmeksizin ayrıca AAÜT 13/2 ve 17/2 maddelerine göre, kabul ya da reddedilen tutarlar da gözetilerek 1/5 oranında vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.

DİĞER SİGORTA POLİÇELERİNDEN DOĞAN UYUŞMAZLIKLAR HAKKINDAKİ KARARLAR

30/07/2024 tarih ve K-2024/379346 sayılı Hakem Kararı

İstemin Özeti:

Uyuşmazlıkta; sigortalı konutun bulunduğu bölgede 01/10/2023 tarihinde meydana gelen aşırı yağış sırasında konutun hasar gördüğü, su basması nedeniyle konutun iki odasının eşyalarıyla birlikte hasar görerek kullanılamayacak hale geldiği, davalı yanca 14/11/2023 tarihli ekspertiz raporunda bildirilmiş zararlar hesaplanmayarak ve sadece dairede tavan boyasının hasar gördüğü belirtilmek suretiyle 3.000,00-TL ödeme yapıldığı, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00-TL’nin işleyecek yasal faizi ile tahsili isteminde bulunulmuştur.

Sigorta Kuruluşunun Cevabı:

Kısmi dava şeklinde yapılan işbu başvuruda davacının belirsiz alacak davası açmakta menfaati bulunmadığından HMK’nın 114/h maddesi uyarınca davanın usulen reddine karar verilmesini, hasar ihbarına istinaden ekspertiz incelemesi yapıldığını, yapılan ekspertiz incelemesi neticesinde 3,000.00-TL zarar belirlendiğini, aleyhe hüküm kurulacaksa dahi bakiye zarar tespitinin poliçe muafiyetleri gözetilerek yapılmasını, poliçede yer alan özel şart ve klozlar kapsamında Yangın Sigortaları Genel Şartları’na göre işlem yapılacağını, sel veya su baskını teminatı kapsamına giren her bir hasarda, aynı sigortalıya ait ve aynı riziko adresindeki sigorta teminatının bina ve/veya eşyayı (değerli eşya, dekorasyon, kasa) kapsaması halinde bilumum her birinin sigorta bedelleri üzerinden ayrı ayrı % 2 oranında tenzili muafiyet uygulanacağını. her bir hasarda uygulanacak azami toplam muafiyetin 1.500 Euro ile sınırlı olduğunu, hasar tespitinde bulunulması halinde muafiyet özel şartının dikkate alınmasını, Sigortacılık Kanunu 30/17. fıkrası uyarınca, hükmolunacak vekalet ücretinin AAÜT belirlenen vekalet ücretinin 1/5 olacağını, faiz ve fer’ilere ilişkin talepler de dahil olmak üzere teminat dışında kalan / fahiş istemin esastan reddine, masraf ve vekalet ücretinin talep edene yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İlgili Mevzuat:

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, 6327 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler, Borçlar Kanunu, 6102 sayılı T.T.K’da yer alan sigorta hukuku hükümleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik, Hazine Müsteşarlığı tarafından yayımlanan Yangın Sigorta Poliçesi Genel ve Özel Şartları ve ilgili Klozlar ile Yargıtay uygulaması dikkate alınmıştır.

Taraflar arasında geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sigortacı sorumlu olduğu gibi TTK’nın “Koruyucu Hüküm” mahiyetindeki 1452. maddesi delaleti ile 1409. maddesi hükmüne göre, kural olarak, rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerektiği anlaşılmıştır

Konuya ilişkin Yargıtay’ın müstekar hale gelmiş kararlarında, “Sigortacı ancak zararı ödemekle yükümlüdür. Sigorta poliçesinde sayılan eşyalar ve bunların sigorta bedelleri ödenmesi gereken üst limiti göstermektedir. Gerçek zararı ispat etmek bunu iddia eden sigortalıya aittir. Ancak gerçek zararın miktarını tespit etmek mümkün olmaz ise hakim halin mutad cereyanına ve zarara uğrayanın aldığı tedbirleri nazara alarak onu adalete uygun olarak çözümler” şeklinde tespitte bulunmaktadır.

Zarar sigortalarında teminat kapsamındaki bir rizikonun gerçekleşmesi sonucu meydana gelen zararın ve buna bağlı olarak sigortacının ödemekle yükümlü olduğu tazminat miktarının belirlenmesi gerekmektedir. Türk Ticaret Kanunu hükümlerinde ödenmesi gereken sigorta tazminatının, sigortalanan menfaatin rizikonun gerçekleştiği zamandaki değerine göre tespit olunacağı, sigorta ettirenin bu malın rizikonun gerçekleştiği andaki değerini ispat etmek zorunda olduğu öngörülmüştür.

İnceleme ve Gerekçe:

Taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan sigorta sözleşmesi, bir meblağ sigortası olmayıp zarar sigortası türü olduğu; sigortacının ancak poliçe kapsamına giren bir rizikonun gerçekleşmesi sonucu oluşan hasarı tazmine mecbur olduğu gözetilerek uğranılan maddi zarar tutarının Genel Şartlarda açıklanan esaslar doğrultusunda belirlenmesi gerektiği anlaşılmıştır.

Sigorta şirketinin kısmi dava açılması gerektiği yönündeki itirazı bakımından; başvuru sahibine ait konutta davaya konu hasarın miktarı konusunda taraflar arasında ihtilaf olması ve hasar miktarının tespitinin ancak atanacak tarafsız bilirkişi tarafından araştırılabileceği vve hasara konu kıymetlerin nitelikleri göz önünde bulundurularak, aynı zamanda reel piyasa şartlarına göre yapılacak değerlendirmeler ve hesaplamalar neticesinde miktarın belirli hale gelmesinin mümkün olacağı tespit olunmakla başvuranın belirsiz alacak davası açılmasında hukuki menfaatinin olduğu kanaat ve sonucuna varılmıştır.

Davacı ile sigorta şirketi arasında münakit poliçenin ilgili maddelerinde tanımlanan ve sigortacı tarafından ek primler alınmak suretiyle teminat altına alınan rizikoların sigortalı mallarda doğrudan neden olacağı maddi zararların poliçe bedeline kadar temin olunduğu belirtilmiş, yağışlar nedeniyle meydana gelen sel veya su baskınları nedeniyle riziko konusu kıymetlerde doğrudan sebep olacağı zararlar teminata ilave edilmiştir.

Münakit poliçedeki, “Gerekli incelemeleri tamamlamak ve ödemeye engel bir durumun bulunmaması halinde tazminat miktarını tespit edip sigortalıya ödemek zorundadır.” şeklindeki hüküm gözetilerek davalı yanca yapılan 20/11/2023 ilk ödeme tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

İlgili mevzuat ile Yargıtay kararları çerçevesinde yapılan değerlendirme çerçevesinde;

Başvurunun kısmen kabulü ile 9,378,09-TL tazminatın davalı sigorta kuruluşundan tahsili ile başvuru sahibine 23/11/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin kabul ve ret oranı dikkate alınarak tahsiline fazlaya dair talebin reddine karar verilmiştir.

SİGORTA POLİÇELERİNDEN DOĞAN UYUŞMAZLIKLAR İLE İLGİLİ VERİLEN İTİRAZ KARARLARI

30/09/2024 tarihli 2024/İHK-70631 sayılı İtiraz Hakem Heyeti Kararı

İtirazın Konusu:

Uyuşmazlıkta; trafik kazasından kaynaklanan araç hasar bedelinin, kasko şirketinden tahsili talebine ilişkindir. Başvurucu; 18/02/2024 tarihinde başvurana ait araç ile dava dışı 3. kişiye ait araç arasında meydana gelen kazada başvurana ait aracın hasara uğradığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10,00-TL hasar tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.

Başvurunun kabulüne karar verilmiş, sigorta şirketi vekili itirazlarında; aracın özellikleri ve güncel ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak kaza tarihindeki rayiç değerinin tespiti gerekmediğini, poliçenin ilgili hükmü gereği rayiç değerin nasıl belirleneceğinin kararlaştırıldığını, raporda aracın kaza tarihinden önceki hasar kaydına ilişin kayıtlar dikkate alınmadan eksik inceleme ile rayicin belirlendiğini, denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini ve ek rapor alınmadan karar verildiğini; rayiç değer tespitinde, hasar tarihi itibariyle aracın model yılı, hasar geçmişi, aracın kiralık veya taksi kullanımından özel otomobile çevrilmiş olup olmadığı ve kilometre bilgisi dikkate alınacağını, hasar ihbarının ardından yukarıdaki kriterlere göre aracın kaza tarihindeki rayicinin tespit edildiğini, piyasa rayiç değeri 890.000,00-TL olarak hesaplandığını ve hasar ödemesinin yapıldığını, müvekkili sigorta şirketi yönünden artık herhangi bir sorumluluk kalmadığını, ayrıca kabul anlamına gelmemek kaydıyla avans faizine hükmedilemeyeceğini belirterek kararın kaldırılması isteminde bulunmuştur.

İlgili Mevzuat:

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu, 6098 Sayılı Borçlar Kanunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, Karayolları Trafik Yönetmeliği, Trafik Yönetmeliği, Kasko Sigortası Genel Şartları, Sigorta Poliçesi hükümleri, bilimsel görüşler ve Yargıtay kararları dikkate alınmıştır.

Kasko sigortası, gerçekleşen riziko dolayısıyla sigortalının motorlu aracında meydana gelen zararı karşılamayı amaç edinen bir zarar sigortası; zarar sigortalarından ise mal sigortası türüdür.

Türk Ticaret Kanunu’nda ayrıca düzenlenmemiş olan kasko sigortası, yukarıda da değinildiği gibi bir mal sigortası türü olduğundan; TTK m. 1429 uyarınca, sadece sigorta ettirenin değil; sigortadan faydalanan kimsenin yahut da eylemlerinden hukuken sorumlu oldukları kimselerin kusurlu davranışlardan kaynaklanan ve araçta meydana gelen hasar ve zıyaı da karşılamakla sigortacı yükümlüdür.

TTK m.1461’e göre, sigorta konusu menfaatin rizikonun gerçekleşmesi anındaki gerçek tazmin değeri esas alınır. Riziko sebebiyle araç tam zıyaa uğramışsa, sigortacının poliçede belirlenen azami sorumluluk sınırını aşmamak üzere, hasar anındaki gerçek değeri ödenir. Şayet kısmi hasar halinde onarım gideri poliçede belirlenen sigorta bedelini aşarsa veyahut araç tamir kabul etmez bir şekilde hasarlanmış ise taşıt tam hasar görmüş kabul olunur. Sigorta tazminatının ödenmesini müteakip araç ve aksamı sigortacının malı olur.

Mal sigortası türünden olan kasko sigorta sözleşmeleri gerek kuruluşlarında gerek devamı sırasında ve gerekse rizikonun gerçekleşmesi aşamasındaki ihbar yükümlülükleri bakımından iyi niyet esasına dayalı sözleşme türlerindedir.

İnceleme ve Gerekçe:

Taraflar arasında tanzim edilen Genişletilmiş Kasko Paket Sigorta Poliçesinin “Rayiç Değer Tespiti” başlığı altında, tam ziya uğraması halinde, sigortalı aracın hasar tarihi itibariyle rayiç değerine kadar teminat altına alındığı anlaşılmıştır.

Bilirkişi raporu ile dosyada yer alan bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; bilirkişi raporunun rayiç değer miktarının belirlenmesine ilişkin ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli olarak hazırlanmış olduğu ve içeriğinde detaylı açıklamalara yer verildiği ve hüküm kurmaya elverişli bulunduğu kanaatine varılmıştır.

Kasko sigortasından kaynaklanan tazminat davalarında, taraflar arasındaki ilişkinin TTK’da düzenlenen sigorta sözleşmesinden kaynaklanması ve bu tür sözleşmelerin TTK’nın 3 ve 4. maddeleri gereğince mutlak ticari işlerden olması nedeniyle dosya kapsamında avans faizi uygulanmasında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davalının bu hususa yönelik itirazının da reddine karar vermek gerekmiştir.

Tüm bu nedenlerle, itiraz eden sigorta şirketi vekilinin tüm itirazlarının reddine karar verilmiştir.