Borçlar Hukukunda Temel Kavramlar – İlkeler
Giriş
Borçlar hukuku, kişiler arasındaki kanundan ya da hukuki işlemlerden doğan özel borç ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır. Hukuki işlemden doğan borç ilişkilerinin başlıca örneği sözleşme (akit, mukavele) olmakla kanundan doğan borç ilişkilerine örnek olarak haksız fiil, kusursuz sorumluluk halleri ve sebepsiz zenginleşme verilebilmektedir.
Borçlar hukukunun başlıca iki asli işlevi bulunmaktadır. Bunlardan ilki, hukuki işlemler ve özellikle sözleşmeler kanalıyla ihtiyaç duyulan mal ve hizmetlerin kişiler arasında serbestçe devir, değişim ve dolaşımına imkan sağlamaktır. İkincisi, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme gibi hallerde üçüncü kişilerin haksız müdahalelerine karşı, kişilerin mal ve şahıs varlıklarını korumaktır.
Madde 5 – Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır.
Türk Medeni Kanunu’nun 5. maddesinde, Türk Borçlar Kanunu’nun genel nitelikli hükümlerinin özel hukuk ilişkisinin bünyesi ve niteliğine uygun düştüğü ölçüde özel hukukun diğer alanlarında da uygulanacağını hüküm altına alınmıştır. Genel bir yollama niteliğinde olan bu düzenleme ile Türk Borçlar Kanunu ve Türk Medeni Kanunu arasında maddi-organik birlik ve bağlantı kurulmuş olmaktadır.
Türk Ticaret K anunu
Madde 1-(1)Türk Ticaret Kanunu, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu Kanundaki hükümlerle, bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin diğer kanunlarda yazılı özel hükümler, ticari hükümlerdir.
(2)Mahkeme, hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde, ticari örf ve âdete, bu da yoksa genel hükümlere göre karar verir.
Böylece, genel borç ilişkilerinden ayrı ticari işlem ve fiillere özgü bağımsız bir kanun niteliğindeki Türk Ticaret Kanunu 1. maddesiyle hakkında özel bir ticari hüküm veya örf ve adet olmayan ticari işlere de Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerinin uygulanacağını öngörmek suretiyle borçlar hukuku ile ticaret hukuku arasındaki ilişkiyi kurmuş bulunmaktadır.
Temel Kavramlar
Borçlunun yerine getirmekle yükümlü olduğu verme (dare), yapma (facere) veya yapmama (non facere) şeklinde tezahür eden davranış edim olarak adlandırılmaktadır. Edim, borçlunun bedeni veya fikri gücü ile yerine getirilecekse şahsi borçtan; mal varlığından yerine getirilecekse maddi borçtan söz edilecektir.
Tür – Parça Borcu Ayrımı
Verme borcunun konusu olan edim, özel niteliklerine göre yeter derecede belirlenmiş bir şey ise parça borcundan (ferden belirli borçtan); borcun konusu ferden değil de sadece türü (cinsi-nev’i) belirtilmek suretiyle miktar olarak belirlenmiş ise tür borcundan söz edilir.
Alışverişte kural olarak sayma veya tartma ile belirli hale gelen eşya misli eşya olarak kabul edilmektedir. Bu mallarda birinin yerine aynı cinsten bir diğeri alabilmektedir. Buna karşılık, alışverişte ferden tayin edilmesi gereken eşya ise gayrı misli eşyadır. Genellikle, parça borcunun konusunu gayrı misli eşya oluştururken tür borcunun konusunu misli eşya oluşturur.
Bazı hallerde, tür borcu bir cinsten olmakla birlikte muayyen bir stoktan yüklenilmiş ise sınırlı (mahdut) tür borcu söz konusu olacaktır.
Nevi telef olmaz (genus non peri) ilkesi uyarınca, tür borcu kural olarak imkansızlığa uğramamaktadır. Meğerki o cins yeryüzünde tükensin. Dolayısıyla, borçlunun elinde olmayan sebeplerle yerine getiremediği edimi, imkansızlık hükümlerine tabi olmayacaktır. Buna karşılık parça borcunda edim ferden belirlenmiş olduğundan ifa imkansızlığı gündeme gelebilecektir. Bu halde, imkansızlıktan borçlu sorumluysa TBK md. 112 uyarınca tazminat külfeti altına girecek, sorumlu değilse TBK md. 136 uyarınca borçtan kurtulacaktır.
Seçimlik Borçlar
Seçimlik borçlarda, borcun konusunu birden fazla edim teşkil eder ve ifanın konusu bunlardan seçilecek biri ise seçimlik borç söz konusu olacaktır. Burada seçilecek edimlerin eş değerde olması aranmamaktadır.
Şayet borcun konusu bir edim olup da yerine başka bir edimin ikamesi imkanı tanınmışsa, artık seçimlik borçtan değil, edimi değiştirme yetkisinden (muhayyerlik yetkisi, facultas alternativa) söz edilecektir..
Ani-Sürekli-Aralıklı Edimler
Ani edimler, borcun ifası sırasında alacaklının ifaya olan çıkarının zaman birimiyle ölçülemeyecek bir an içinde gerçekleştiği durumlarda söz konusu olur. İfanın ani mi sürekli mi olduğu saptanırken borçlunun faaliyetlerinin değil, alacaklının edime olan çıkarının gerçekleşmesinin bir an içinde mi olduğu yoksa bir süreye mi yayıldığına bakılmaktadır.
Sürekli edimlerde borçlu, borcunu zaman içinde devamlı ve aralıksız ifa etmektedir.
Aralıklı ve dönemli edimlerde borçlu, borcunu zaman içinde düzenli olan veya olmayan aralıklarla ifa etmektedir. Aralıklı ifa, tamamı borçlanılan bir borcun çeşitli vadelerle kısım kısım ifa edileceği hallerde görülebilecektir. Buna göre, borcun kısım kısım muaccel olması durumunda söz konusu olabileceği gibi bir kira ilişkisinde her ay doğan kira bedelini ödeme borcunda olduğu üzere belirli bir borç ilişkisinde borçların aralıklı zamanlarda doğması halinde de gündeme gelebilecektir.
Eksik (Tabii) Borç
Borç ilişkisi, alacaklıya, bir alacak hakkı ve alacağını elde etmeyi sağlayacak talep, dava ve cebri icraya başvurma yetkilerini verir. Eksik borç olarak isimlendirilen borçlarda ise alacaklı bu hak ve yetkilerinden kısmen veya tamamen yoksundur.
Dar Anlamda Eksik Borçlar: Bunlar kanunun tam olarak geçersiz saymadığı, fakat dava hakkı da tanımadığı borçlardır. Bunlar için borç ikrarında bulunulması geçerli sayılmadığı gibi kefalet veya rehinle teminat alınmaları geçerli kabul edilmemektedir. Bu hususlar birer itiraz teşkil etmekle hakim re’sen dikkate almak zorundadır. Kumar ve bahisten doğan borçlar ile evlenme tellallığından doğan borçlar örnek olarak verilebilir.
Bununla birlikte; kumar ve bahis niteliği taşıdığı ileri sürülebilecek milli piyango (3670 sayılı Kanun), at yarışları (6132 s. K.) ve müşterek bahisler (7000 s. K.) ile futbol müşterek bahislerinden (7258 s. K.) doğan borçların özel kanunla düzenlenen ilişkilerden kaynaklandıkları göz önüne alınarak eksik borç sayılmayacakları ve ifalarının talep edilebileceği ifade edilmektedir.
Ahlaki Vazifeler: Türk Borçlar Kanunu’nun 78/2. maddesine göre, bir kimse hukuken borçlu olmadığı ahlaki bir görevi ifaya zorlanamayacak olmakla birlikte bu görevi yerine getirdiği takdirde artık ifa ettiği edimini geri alamayacaktır. Bir kimsenin, kanunen yükümlü olmamasına rağmen, bir yakınına maddi yardımda bulunması böyledir.
Zamanaşımına Uğramış Borçlar: Borçluya, borcu ifadan kaçınmak hususunda bir def’i hakkı sağlayan zamanaşımına uğramış borçlarda borç, hukuken varlığını sürdürmekle birlikte borçlu def’i hakkını kullanarak ifadan kaçınabilir. Def’i hakkı kullanılmayarak borcun ifa edilmesi halinde ise bu ifa geçerli kabul edilir ve sebepsiz zenginleşme oluşturmaz.
Hukuka veya Ahlaka Aykırı Bir Maksat Elde Etmek Amacıyla Verilen Bir Şeyi İade Borcu: Türk Borçlar Kanunu’nun 81. maddesine göre, hukuka veya ahlaka aykırı bir amacın gerçekleşmesi gayesiyle verilen şey istenemez.
Borçlar Hukukuna Hakim İlkeler
İrade Serbestisi Prensibi
İrade özerkliği, liberal hukuk felsefesinin, dolayısıyla sözleşme özgürlüğünün ideolojik esasını oluşturur. Bu ilkeye göre fert, hür bir varlık olup hukuki açıdan kendi kaderini bizzat tayin etmek yetkisi ve hakkını haizdir.
Özel hukuk, kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerini eşitlik ve irade serbestisi esasına göre düzenleyen hukuk kurallarının bütünüdür. Özel hukukta irade özerkliği, kişilerin yasal sınırlar içinde istedikleri hukuki sonuca bu yoldaki iradelerini yeterince açığa vurarak ulaşabilmelerini ifade etmektedir. Bu bağlamda sözleşme iki taraflı bir hukuki işlem olup tarafların karşılıklı ve birbirine uygun surette irade açıklamalarıyla meydana gelir. Sözleşme özgürlüğü ise özel hukuktaki irade özerkliği ilkesinin anayasa hukuku alanındaki dayanağıdır. (AYM, E.2024/114, K.2024/186, 05/11/2024, §23)
Sözleşme özgürlüğü devletin kişilerin istedikleri hukuki sonuçlara ulaşmalarını sağlaması ve kişilerin belirli hukuki sonuçlara yönelen iradelerini geçerli olarak tanıması, onların iradelerinin yöneldiği hukuki sonuçların doğacağını ilke olarak benimsemesi ve koruması anlamına gelmektedir. Sözleşme özgürlüğü uyarınca kişiler, hukuksal ilişkilerini özgür iradeleriyle ve sözleşmelerle düzenlemekte serbesttir. Türk hukukunda tanınan bu ilke çerçevesinde taraflar, istediği zaman istediği bir kişiyle herhangi bir konuda hukuksal ilişki kurabilmekte, bu ilişkiyi değiştirebilmekte veya ortadan kaldırabilmektedir. (AYM, E.2018/78, K.2022/114, 13/10/2022, § 252). Anayasa’nın anılan maddesinde koruma altına alınan sözleşme özgürlüğü, sözleşme yapıp yapmama ve yapılan sözleşmeyi sona erdirme serbestisinin yanı sıra yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da içerir (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2016/192, K.2017/160, 29/11/2017, § 13; E.2017/154, K.2019/18, 10/4/2019, § 11; E.2019/40, K.2020/40, 17/7/2020, § 27).
Hukuka uygun olarak kurulmuş sözleşmeler, onu yapanların kanunu sayılırlar. (Fransız Medeni Kanunu md.1103)
İrade özerkliği ilkesi, kişileri, kendi özel hukuk ilişkilerini düzenlerken her türlü dış baskıdan ve özellikle egemen devletin müdahalelerinden korumayı amaçlar. Ancak bu özerklik sınırsız değildir, hukuk düzeni sınırları gözetilerek kullanılması gerekmektedir. Nitekim Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesinde de emredici hukuk kuralları gibi birtakım sınırlamalar öngörülerek birey yararı ile toplum yararı arasındaki dengenin korunması amaçlanmıştır.
Bu ilkenin; sözleşme yapma, sözleşmenin tarafını seçme, sözleşme konusunu belirleme / düzenleme özgürlüğü (tip serbestisi), şekil serbestisi gibi yönleri bulunmaktadır.
Rızailik Prensibi
Mukavelenin kurulması bakımından sözleşme konusu şeyin teslim edilmesinin gerekmemesini, karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanında bulunulduğu anda akidin kurulduğunu ifade eden ilkedir.
Borç İlişkisinin Nispiliği Prensibi
Borç ilişkisi sadece alacaklı ve borçlu arasında bir bağ oluşturduğundan üçüncü kişileri etkilemez. Dolayısıyla, alacaklı ayni haklar ile kişilik haklarının tersine, alacak hakkını sadece borçluya karşı ileri sürebilecektir. Bu ilkenin istisnası tapuya şerh verilmiş şahsi haklardır. Yasal olarak tapu siciline şerh düşülebilen şahsi haklar, numerus clausus prensibiyle tahdidi olarak sayılmıştır.
Öğretide, şerhin iki etkisi bulunduğu kabul edilmektedir. Bunlardan ilki, borç ilişkisini eşyaya bağlı borç durumuna koymaktır. Buna göre, şerhten sonra gayrimenkulün her maliki kendi mülkiyeti esnasında doğacak borçla mükellef olacaktır. Buradaki özellik, şerh verilen hakka ilişkin sözleşmenin tarafı olmayan yeni malikin mülkiyet hakkı sebebiyle bir borçla yükümlenmesidir.
Şerhin munzam (ayni) etkisi olarak isimlendirilen ikinci etkisi, şerh işleminden sonra hakkı iktisap etmiş olanlardan borcun ifasında alacaklıya zarar verenlerin haklarının bertaraf edilmesini sağlar. Bu yönüyle şerh, şerh verilen şahsi haklarda borç ilişkisini üçüncü şahıslara karşı etkili kılmakta, şerhten sonra gayrimenkulü iktisap eden üçüncü şahıs maliklere, borcun ifasına katlanma yükümlülüğü getirmektedir.

Yorum yok